Umutsuzluk/Bölüm 4


Banyodaki işi bittiğine göre artık kahvaltı zamanıydı,birazdan yine
 misafirler doluşmaya başlar diye geçirdi içinden.Son günlerde başına gelenler iştahının açılmasına sebep olmuştu,her zamankinden fazla yiyor ve farklı tatlar denemeye çalışıyordu.Genel insan davranışı bunun tam tersi olurdu ve bu durum onun şirazesine ek de uygun işey değildi.Rutinden sıkılmıştı ve değişikliğin süprizlerle dolu dünyasına girmek istiyordu.Korkularını aşmasının bir yolu olmalı diye düşündü ki zaten hep düşünmüyor muydu?Artık hayatına yeni birşeyler katmak için düşünmeliydi,ama ne kadar da zordu.Düşünme gücümü başka şekilde kullanmalıyım,bisiklet sürerken ellerini bırakmak gibi bırakmalıydı kendini ve önünde ne var diye düşünmemeliydi.

Kahvaltıyı hazırlarken bir yandan da pencereden dışarı kayıyordu gözleri,şehrin rakımı yüksek bir semtinde en üst kattaydı evi.Bunca yıldır penceresini dolduran manzaraya baktı,uzun kavak ağaçları nerdeyse onların evine kadar varmıştı.Yıllar öncesine gitti aklı,o kavaklardan 2 tanesini kocasıyla o dikmişti bahçeye ve yıllarca büyümesini beraber izlemişlerdi.Onca yıl geçmişti ve ağaçlar tüm haşmetiyle manzarasını yeşile bulamıştı.Ağaçların arkasında kalan o gri şehir manzarasını kapatmak istercesine dikiliyorlardı karşısında.Bundan sonra senin sırdaşın bizleriz anlat bize der gibi bakıyorlardı.

Öyle

Bazı karartılar

Kırgın birbirlerine

Düş kurmaları bile yasak

Çekingen bir saflıkta

Sokulurken yanındakine

Belki de zamansız

Andan yoksun

Sahip değilken hiç birine

Gözyaşları saklı bir cehennem

Kimseye dönmeden yüzünü

Birtakım fikirleri çıkarırken aklından

Hiç sevdalanmamış

Hep arda kalmış

Vazgeçmenin kendisinden

Her bişeyinden hatta

Vazgeçmiş.

Umutsuzluk/Bölüm 3

 Yalnızlık hiç ona göre birşey değildi.25 yıllık evliliğinde eşi onu bir an olsun bile yalnız bırakmamıştı.o da sevmiyordu yalnızlığı,bu yüzden erken yaşta evlenmişlerdi.Okulda tanışmışlar ve o günden bu yana ayrılmamışlardı.Beraber büyümüş ve beraber yaşlanmaya başlamışlardı.Ama kader denilen ince uzun yol eşi için umduklarından daha kısa sürede sonlanmıştı.Her insanın yanılgısı değil midir dedi kadın içinden,o yolun sonsuza kadar gideceğini düşünmek.Ama o öyle değildi,bütün hayatını kaçınılmaz sona hazırlanarak ve süreli onu düşünerek geçirmişti.Hayatında yaşaması muhtemel bir çok anı yaşayamamıştı bu yüzden belki de.Ama artık yalnızdı ve bu kadar çok düşünmemesi gerektiğini hissediyordu.Peki bu konuda harekete geçmek için ne yapmalıydı,nasıl motive etmeliydi kendi kendini.Nerdeyse tüm hayatı boyunca kendi kendini motive etmeye ihtiyaç duymamıştı.Küçük bi kızken babası bu işi onun yerine yapardı.Her kız çocuğu gibi ilk aşkı babasıydı.Onu ilk gördüğü anı anlatı dururdu sürekli,asıl doğum günüm seni ilk kucağıma aldığım gündü derdi.Zor bi doğum olmuştu,annesi nerdeyse ona hayat vermek için kendi canından olacaktı ama neyseki doktorlar anneyi ve bebeğini hayatta tutmayı başarmışladı.Daha başladığından beri zordu herşey,ya da ona öyle geliyordu.Her insana öyle geliyordur diye geçirdi içinden.Babasını düşündü sonra,o uzun boylu incecik adamı,dünyada kendini en güvende hissetiği anlar onun kollarında olduğum anlardı diye geçirdi aklından.Şimdi güvendiği hayatını adadığı iki erkekte onu yalnız bırakmıştı.Onların suçu değildi tabiki ama terkedilmiş hissediyordu kendini.Hiçbir zaman geri dönmeyecek sevgilisini düşündü sonra,daha bir hafta olmuştu ondan ayrılalı ve çok hızlı geçmişti zaman.

Umutsuzluk/Bölüm 2

  Aksayarak ve ayaklarını sürüyerek çıktı odadan kadın ve hep yaptığı gibi ilk iş banyoya yöneldi.Oysa ki hayatındaki küçük rutinleri değiştirmeye karar vereli çok olmuştu.Yataktan kalktıktan sonra ilk iş banyoya gitmeyecek,kahvaltıda farklı peynirler deneyecek,işine farklı bir yoldan yürüyecekti.Bunun gibi onlarca karar almıştı ve elinden geldiğince uygulamaya çalışıyordu.Ama hayatı boyunca da böyle kararları hep almamış mıydı?Peki ne kadarını uyguladı?Hala yüzme bilmiyordu mesela ve hep ertelediği o uzun dünya turu.Çok klişe geliyordu bunlar belki de ona,gerçekleştirdiği zaman ona ne katacağını düşünmekten kendini alamıyordu.Zaten sürekli düşünüyordu,nedeyse attığı her adımı her aldığı nefesi düşünür olmuştu.Alışmıştı buna,sürekli tetikte yaşamaya,boşverememeye.Böyle yaşayan milyonlarca insan vardı biliyordu,ve hiçbirinin hayattan almaları gereken zevki almadıklarınında farkındaydı.Olmuyordu;sürekli hayallere dalan beyni orda bile fütursuzca davranamıyordu.

Tutsak

En sevdiğim mevsimdi bahar,

Ne çok sıcak,ne çok soğuk.

Kendi içinde uyumlu.

O uyumun içinde biz canlılar,

Gözlerimizi kısarak bakardık güneşe.

En sevdiğim mevsimdi bahar,

Kara bir yokluğa tutsak şimdi.

Çıplak ayak basmak isteğim çimleri

Pencere arkasından görme işkencesi

Umutsuzluk/Bölüm 1

Güneş ışığı aralık pencereden salona sızıyordu.Işık hüzmesinde onlarca toz zerreciğinin havada uçuştuğunu farketti kadın.Yeni temizlemişti evi halbuki.”Ne çabuk kirleniyor herşey ve biz yetişemiyoruz” diye klişe bir aforizma geçirdi içinden.Basit ve içinde bulunduğu duruma bakılırsa anlamsız düşünceler geçiyordu zihninden.”Camı açsam daha çok toz girer mi?,ya da evi bir daha mı silip süpürsem acaba” gibi şeyler zihnini kurcalıyordu.Oysa ki kocasını kaybedeli henüz bir hafta bile olmamıştı.Son bir haftadır evi başsağlığı dilemeye gelen akraba,eş-dost ve tanıdıkla dolup taşmıştı.Ama bugün,bu odadan biraz hallice salonda tek başına evinin temiz olup oladığını düşünüyordu.”Demek ki böyle oluyormuş,insan büyük bir acının akabinde aşırı sıradan düşüncelere dalıp kendini normalleştirebiliyormuş” diye düşündü.Normale dönebilecek miydi peki?

 Sıkıcı bir pazar sabahıydı,bundan önce ki yüzlerce pazar gününe ve diğer günlere nazaran yataktan biraz geç çıkılmış,yatak keyfi normalden daha fazla yaşanmıştı.İçeri giren güneş yeni açılmış gözleri olduğundan fazla acıtmak istercesine daha parlaktı sanki.Sakince yatakta doğruldu kadın,uzun uzun gerindi.Açık camdan gelen temiz havayı içine çekti.Dışarıdaki uzun ve yaşlı kavak ağaçlarına daldı gözleri kısa bir an.Sonra geçenlerde apartmanın merdivenlerinden inerken burktuğu ayağının sızısını hissetti ve derinden bir ah çekti.O günden bu yana hafif bir aksama vardı ama ayağında ama çokta can sıkıcı bir durum gibigelmemişti ama gereğinden fazla uzun sürmüş gibi geliyordu artık.Gerçi hayatındaki bir çok şeyin gereğinden fazla süredir devam ettiği düşünülürse,basit bir burkulmanın sürmesi de normal gelmeliydi.

Umut Hep Var

Kalabalığa karışmaktır umut.

İnsanları izlemek metroda rahatsız etmeden.

Bir mesajı beklemek değil belki ama,

Bir yüzü özlemektir,kim bilir.

Dokunmamayı söyleyen düzene inat;

Sıcaklığa kaptırmaktır tenini.

Kararsız kalmaktır umut.

Nereye gideceğini bilmeden.

Bir daveti beklemek değil ama,

Amaçsızlığı özlemektir,kim bilir.

Nefes almamanı söyleyenlere inat,

Yollara atmaktır vücudunu.

Hayallere kapılmaktır umut.

Neyi düşleyeceğini bilmeden.

Bir ilhamı beklemek değil ama,

Düşünmeyi özlemektir,kim bilir.

Konuşmamanı söyleyenlere inat.

Dik tutmaktır ruhunu.

Umut hep vardır.