Güneş ışığı aralık pencereden salona sızıyordu.Işık hüzmesinde onlarca toz zerreciğinin havada uçuştuğunu farketti kadın.Yeni temizlemişti evi halbuki.”Ne çabuk kirleniyor herşey ve biz yetişemiyoruz” diye klişe bir aforizma geçirdi içinden.Basit ve içinde bulunduğu duruma bakılırsa anlamsız düşünceler geçiyordu zihninden.”Camı açsam daha çok toz girer mi?,ya da evi bir daha mı silip süpürsem acaba” gibi şeyler zihnini kurcalıyordu.Oysa ki kocasını kaybedeli henüz bir hafta bile olmamıştı.Son bir haftadır evi başsağlığı dilemeye gelen akraba,eş-dost ve tanıdıkla dolup taşmıştı.Ama bugün,bu odadan biraz hallice salonda tek başına evinin temiz olup oladığını düşünüyordu.”Demek ki böyle oluyormuş,insan büyük bir acının akabinde aşırı sıradan düşüncelere dalıp kendini normalleştirebiliyormuş” diye düşündü.Normale dönebilecek miydi peki?
Sıkıcı bir pazar sabahıydı,bundan önce ki yüzlerce pazar gününe ve diğer günlere nazaran yataktan biraz geç çıkılmış,yatak keyfi normalden daha fazla yaşanmıştı.İçeri giren güneş yeni açılmış gözleri olduğundan fazla acıtmak istercesine daha parlaktı sanki.Sakince yatakta doğruldu kadın,uzun uzun gerindi.Açık camdan gelen temiz havayı içine çekti.Dışarıdaki uzun ve yaşlı kavak ağaçlarına daldı gözleri kısa bir an.Sonra geçenlerde apartmanın merdivenlerinden inerken burktuğu ayağının sızısını hissetti ve derinden bir ah çekti.O günden bu yana hafif bir aksama vardı ama ayağında ama çokta can sıkıcı bir durum gibigelmemişti ama gereğinden fazla uzun sürmüş gibi geliyordu artık.Gerçi hayatındaki bir çok şeyin gereğinden fazla süredir devam ettiği düşünülürse,basit bir burkulmanın sürmesi de normal gelmeliydi.