Yalnızlık hiç ona göre birşey değildi.25 yıllık evliliğinde eşi onu bir an olsun bile yalnız bırakmamıştı.o da sevmiyordu yalnızlığı,bu yüzden erken yaşta evlenmişlerdi.Okulda tanışmışlar ve o günden bu yana ayrılmamışlardı.Beraber büyümüş ve beraber yaşlanmaya başlamışlardı.Ama kader denilen ince uzun yol eşi için umduklarından daha kısa sürede sonlanmıştı.Her insanın yanılgısı değil midir dedi kadın içinden,o yolun sonsuza kadar gideceğini düşünmek.Ama o öyle değildi,bütün hayatını kaçınılmaz sona hazırlanarak ve süreli onu düşünerek geçirmişti.Hayatında yaşaması muhtemel bir çok anı yaşayamamıştı bu yüzden belki de.Ama artık yalnızdı ve bu kadar çok düşünmemesi gerektiğini hissediyordu.Peki bu konuda harekete geçmek için ne yapmalıydı,nasıl motive etmeliydi kendi kendini.Nerdeyse tüm hayatı boyunca kendi kendini motive etmeye ihtiyaç duymamıştı.Küçük bi kızken babası bu işi onun yerine yapardı.Her kız çocuğu gibi ilk aşkı babasıydı.Onu ilk gördüğü anı anlatı dururdu sürekli,asıl doğum günüm seni ilk kucağıma aldığım gündü derdi.Zor bi doğum olmuştu,annesi nerdeyse ona hayat vermek için kendi canından olacaktı ama neyseki doktorlar anneyi ve bebeğini hayatta tutmayı başarmışladı.Daha başladığından beri zordu herşey,ya da ona öyle geliyordu.Her insana öyle geliyordur diye geçirdi içinden.Babasını düşündü sonra,o uzun boylu incecik adamı,dünyada kendini en güvende hissetiği anlar onun kollarında olduğum anlardı diye geçirdi aklından.Şimdi güvendiği hayatını adadığı iki erkekte onu yalnız bırakmıştı.Onların suçu değildi tabiki ama terkedilmiş hissediyordu kendini.Hiçbir zaman geri dönmeyecek sevgilisini düşündü sonra,daha bir hafta olmuştu ondan ayrılalı ve çok hızlı geçmişti zaman.