Ayakkabıların arkasına basıp,kapıdan çıkmak gibi;
Heyecanlı ama umursamaz.
Sürekli giden ama hiç varamayan,
Kara saplanmış,yağmurda ıslanmış,
Güneşe maruz kalmış.
Gözleri dolu,bakışları boş.
Varmakta halen zorlanan
Hayallerin mahsülleri.
Kendime ve başkalarına yazılar
Ayakkabıların arkasına basıp,kapıdan çıkmak gibi;
Heyecanlı ama umursamaz.
Sürekli giden ama hiç varamayan,
Kara saplanmış,yağmurda ıslanmış,
Güneşe maruz kalmış.
Gözleri dolu,bakışları boş.
Varmakta halen zorlanan
Hayallerin mahsülleri.
Tut ellerimi gizlice
Karanlık bir yoldan gelen
Işık saçan bir melek gibi
Tut.
Sıcaklığın yayılsın
Gözlerim kararsın sinsice
Hiçbir zaman susmasın
Ruhumdaki ritmin
Bırakma.
Karanlığa çalan
Ama güneşin henüz batmadığı
Kavruk toprağın
Gözü yaşlı bir anne gibi nemlendiği
Yağmurun bulutlardan ödünç aldığı
Sessiz damlaları
Üzerimize dökerken
Aslında pek de memnun olmadığı
Pastel bir güz akşamı.
Çamurdaki ayak izlerime,
Dönüp bakmadım hiç.
Geçmişe dönmenin alışkanlığını
Toprağa gizledim.
Sırılsıklam olmayı bilemedim hiç.
Bulutların şekillerine kandım
Güneşe çok aldandım ama
Yağmura hep ıslandım.
İnce bir yağmurluk ile gezerdim hep,
Küçük bir şemsiyenin bile yeteceği,
Hatta ıslansan yüzünün nemlenmeyeceği;
O sıska yağmurda.
Gözlerimdeki yaştan mıdır,bilinmez.
Hep yağmur yağar sanırdım.
Güneşe çok aldandım ama,
Yağmura hep ıslandım.
Şimdi gökyüzü
Yerle yeksan.
Feveran bir miktar.
Belki gökyüzü
Karanlık.
Sevimsiz bir miktar.
Sonra gökyüzü
Masmavi
Gülümser bir miktar.
Mavi gökyüzünün altında,
Bulutlara daha yakın
Nispeten
İpini hep sıkıca tuttuğum
Bir türlü uçmayan
O çirkin uçurtma.
Rüzgar altında sallanırken
Şişmiş egolar gibi
Boş ve dayanıksız
Yırtılırken içimde
Bir türlü yükselmeyen
O çirkin uçurtma.