Hiç bilmem,Görmem.Anlamam bazen.Bile isteye mi? Sanmam.Kadere söylenebilirim belki ama yapmam.Kızmaya çalışırım,Kırmaya çabalarım,Hiç olmamış gibi;Sanmaya çalışırım.Beceremem.Gitme derim,Kal diye hatta,doğruyu söylerim.Duramam,Ağlarım.Bilemem,Ama öğrenirim.Sayarım,Söverim.Hatırlarım,Unutmam.Bitmem,Yok olurum.

Öyle

Tarifi yok.

Hatta imkansız.

Kırgın,

Kızgın,

Hazin,

Olmamış,

Olmayacak,

Belki de;

Hiç olmayan.

Kandırılmış,

Kanmış.

Bir damla gözyaşını bile,

Çok görmüş.

Aşkmış,

Meşkmiş,

Oymuş,

Buymuş,

Karışmış,

Toplamayı,

Başaramamış,

Düşünmemiş hatta,

Bir beş dakikayı bile;

Ayıramamış.

Görmüş,

Geçirmiş,

Adına;

Tecrübe denmiş.

Okumuş,

Yazmış,

Gezmemiş,

Tozmamış,

Bir kaç adımı,

Uzak sanmış.

Bugün

Bugün son günüm

Diğer günlerin aksine,

Doğmadı güneş.

Hiç bir yolcu varamadı ,

Umut ettiği yere.

Bugün son günüm

Bildiklerimin aksine,

Kış getirmedi beyaz örtüsünü.

Silinmedi yazılanlar.

Bugün son günüm

Gittiğim tarafın aksine,

Bu sefer bitmedi yol.

Yaş dökülmedi ;

Kimse düşmedi gözümden.

Kör

Hiç olmadığı kadar gerçek,

Hep olduğu kadar sahte.

Geçmişi bir kenara bırakmış,

Sonra unutmuş koyduğu yeri

Gezmemiş,tozmamış,

Yanılmamış hiç bir zaman.

Kim giyer yakası sararmış gömlekleri?

Kim umursar kendini,

Kendini göremeyecek kadar.

Hiç

Gelmedi aslında hiç aklıma

Bir gün cennete dokunmak.

Çıkmadı hiç aklımdan oysa ki,

Gitmek ve bir daha dönmemek.

Dündü ,yarındı belki de,

Bugün değildi ama yaşamak.

Hiç gelmedi aklıma,

Hissetmek cenneti.

Aklımdan çıkmadı,

Terketmek sensizliği.

Son

Bir noktada tüm şiirler bitecek,

Duygular içine çekilecek,

Hiç sevmemiş gibi olacak insan,

Aşkı unutacak.

Gözler kapanacak,

Bakmayacak birbirine,

Hiç yaşanmamış gibi olacak.

Gönül düşmeyecek;

Bir çift gamzenin tam da içine,

Gözyaşları kuruyacak,

Toprak kokacak kalpler,

Bahar bitecek , güz başlamayacak.

Sonu düşünmek

Lüzumsuz canımın sıkıldığını bazı zamanlarda ölümü düşünürüm.Hatta daha da ileri gidip kendi ölümünü.İronik bir biçimde ölümü düşünmekten “ölümüne” korkarım. Yeryüzünde geçirdiğim bunca zaman içinde ölümün karşısındaki tek gerçek olduğunu düşündüğüm hayata tutunmayı seçtim hep. Kafamda ölüm sonrası olacakları kurgulayıp gözyaşı döktüğüm olmuştur elbet. Ancak sonrasında hep hayata “geri” döndüm. Kaçınılmaz olanı düşünmek ve ona değerli zamanının,minik bile olsa, bir kısmını ayırmak amaçsız acı devşirmekten öteye gitmiyor ne yazık ki. Aslolan yaşamak, yaşatmak ve hakkını vermek hayatın.

Hazin

Varolmayı tahmin etmek gibi her adımım.

Onu sorgulamaktan öte,

Vazgeçmeye yakın.

Yokluktur çaresi belki,kimbilir,

İki adım yolu yürümeye üşenmek .

Hiç olmadı aslında varlığım.

Hiç yazılmadı.

Sordum mu hiç bilmiyorum ama;

İstemeden cevapladım.

Sorgu gibi her şey.

Her varoluşta , hazin bir yok oluşa davet.

Sen

Sen;

Güneşim ve suyum.

Kalbime akan,

Her kan damlası.

Gözümün gördüğü ve görmediği,

Her ışık hüzmesi.

Akan ve içimde kalan,

Her damla yaş.

Pişmanlığımın ahiri ve de başı.

Ne söylesem az biliyorum.

Ama söylemek istemiyorum.

Sen;

Güneşim ve de suyum.

Uzak

Sen uzaktayken

Odayı hep sıcak tuttum.

Gelmeyeceğini bile bile,

Açık tuttum,

Tahta kapıyı,

Sen uzaktayken,

Aramadı gözlerim,

Kalbim atmadı.

Sen uzaktayken,

Akar sandım gözümden,

Ağrılı yaşlar,

Akmadı,

Hep sıcak tuttum odayı.

Sen uzaktayken,

Bile bile olmayacağını.

Hayaller ve Hayatlar

Son zamanlarda özellikle “beyaz yaka” olarak nitelendirilen topluluk üzerinden mutsuzluk aforizmalarına rastlıyorum.

Filmlerde,dizilerde ve tabi ki sosyal medyada bu duruma örnek teşkil edecek yapım ve paylaşımlar bolca karşınıza çıkabilir.

Özellikle bir filmde geçen şu söz durumu özetliyor; ” Hayallerinden vazgeçmek için aldığın ilk maaş ne kadar dı ? “

Konuya “hayaller” üzerinden bakarsak bunları gerçekleştirmek için gerekli maddi kaynakların nasıl sağlanacağı sorusunu sormak gerekiyor.

İçinde yaşamaya çabaladığımız dünya düzeninde herhangi bir “hayale” ulaşmak için maddi kaynak gerekiyor.

Bunun tersini savunanlar da olabilir mutlaka ama en ibdidai şart için bile bir miktar para gerekiyor.

Bu durumda hayallerimizi gerçekleştirmek için önümüzde fazla seçenek kalmıyor. Ya o ” sevmediğimiz’ işlerimizde çalışmaya devam edeceğiz ya da daha önce çalışıp para kazanan aile büyüklerimizden kalan mirası harcama yoluna gitmek zorunda kalacağız.

Konuya ” hayalleri satmak” açısından değil de bu hayalleri gerçekleştiricek kaynağa ulaşmak olarak bakarsak hepimizin içi rahatlatacaktır diye düşünüyorum.

Kapitalizmin son iluzyonu olan sosyal medyada çok vakit geçirenleri yine aynı sosyal medya üzerinden eleştirmek gibi çalışıp para kazanmayı ve hayatını idame ettirmeye çalışan insanları da gerçekleşmeyen hayaller üzerinden eleştirmek aynı riyakar çelişkiyi yaşayanların heyezanından başka bir şey değil

Bir insanın hayallerini gerçekleştirmek için para dışında başka şeylere de ihtiyacı vardır. Bunların başında zaman gelir. Zaten “hayallerini satmak” söyleminin temeli de bu durum oluşturur.

Çalışan ve para kazanmaya çalışan nerdeyse her insan zamanının çoğunu bu eylem için harcamak zorunda olduğu için hayallerini gerçekleştirmek için az zamanı kalmaktadır.

Kalan bu az zamanın nasıl değerlendirileceği de tercihlere bağlıdır. Bazı insanlar ev insanıdır bazı insanlar sokak bazıları ise doğal hayat insanı.

Bu seçim insanların hayallerinden ve içlerindeki isteklerden şekil alır. Bir takım insan evden çıkmadan ve gün içinde neredeyse hiçbir şey yapmadan durabilir. Bu durum o insanın hayallerini gerçekleştiremediği anlamına gelmez. Bu o insanın enerjisinin ve isteğinin bu olduğunu gösterir

Her an

Hayatımın bundan sonraki her anında,

Ve hiç bir anında.

Yaşadıklarımda ve yaşamadıklarımda,

Hatta yaşamak isteyip yaşayamadığım,

İstemeyip yaşadıklarımda.

Hepsinde ve hiç birinde.

Her seferinde.

Dururken ve giderken,

Hatta durup dururken,

Gitmek isteyip kalırken,

Kalmak isteyip ayrılırken.

Düşerken ve kalkarken.

Yalpalayıp düzeltirken.

Düzgün sanıp bozulurken.

İnanırken ve şüphe ederken,

İhtiyatlı olup, düşünmeden yaparken

Kazarken ve çıkarırken,

Gömülürken ışıksız kalırken.

Kavramak

Kavrayamadığım bazı durumları,

Unutmaya yeltendim,

Karanlık bir sinemada,

Yalnız film izler gibi,

Mutsuz ama huzurlu bir andı.

Hiç kırmadım hayallerimi,

Sarıldım hatta onlara,

Yenildim çoğu sefer,

Yıldım vazgeçtim hatta,

Bir damla yaş,

Belki daha fazlası,

Teslim ettim kendimi,

O karanlık yalnızlığa,

Bir dizi hıçkırık,

Ardından doğan güneş ile;

Kavradım yalnızlığımı .

Ahlak

Bir zaman makinemiz olduğunu hayal edelim.Bu makina ile tereddütsüz bir şekilde geçmişe dönmek istediğimiz aşikar olurdu.Ama asıl soru olan geçmişte hangi zamana dönmek ve neyi değiştirmek isteyeceğimiz noktası her daim bizi kısıtlardı. Bunun temel sebebini okuduğum bir kitaptaki bir cümle ile özetlemeye çalışayım. ” Eğer bir şeyi değiştirirseniz, aslında her şeyi değiştiririrsiniz”

İşin ahlâkî tarafı ise çoğunlukla insan algısı ile ilgili. Popüler bir örnek vermek gerekirse, eğer zaman makinanız ile geçmişte 1940’lı yıllara gider ve hitler’i öldürürseniz kahraman olursunuz. Ancak bundan yaklaşık 50 yıl geriye gider ve bebek adolf’u öldürürseniz cani olursunuz.

Ahlak kavramının bu ve bunun gibi binlerce örnekle çeşitlendirebileceğimiz gibi farklı yorumları vardır. Halihazırda bir kişiye ahlaklı ya da ahlaksız diyebilmek için toplumun bin yıllar içinde bilerek ya da bilmeyerek bize nakşettiği kurallara uygunluk temeldir.

Standartları olan bir kavram gibi görünse de aslında etrafımızı kaplayan çevre içindeki en sübjektif kavram olabilir. Her bir canlı varlık bunu tamamen kendi penceresinden yorumlar.

Pek tabi medeniyet kurulmaya başladığı günden bu yana “güç” sahipleri toplumsal düzeni kurmak ve sürdürmek adına her daim kanun ve kurallar türettiler.Bu durum yıllar içerisinde o kadar “normal” bir hal aldı ki bunlara karşı oluşan fikirler akıl ve mantık süzgeçinden geçmeden reddedildi.

Başta azınlık tarafından karşı çıkma fikri çoğunluk tarafından kabullenip yayılmaya başlayınca “normal” bir durum halini aldı.

Bu da bizi en başa döndürüyor.Ahlak kuralları dediğimiz her durum aslında güç sahiplerinin kendi iktidarlarını devam ettirmek için amiyane tabiriyle topluma yalakalık yapmaları ve toplumunda güç sahiplerinin gücünden faydalanmak için onlara yalakalık yapma amacı gütmesi sonucunda ortaya çıkan patalojik bir kısır döngüdür.

İnsanlar ve onların oluşturduğu toplum tüm bu kurallar silsilesini binlerce yıl boyunca kabul etmiş, değiştirmiş , zaman zaman karşı çıkmış ama hep kendini kısıtlamasına izin vermiştir.

Erken

Sanki erken geldi güz,

Biz baharı beklerken,

Kapıyı bile çalmadan,

Pata küte

Girdi içeri.

Yazlıkları çıkartmıştık halbuki ,

Yüksek dolap diplerinden,

Belli belirsiz bir ürperti,

Belki biraz hüzün,

Göğsümüze dolan nefesin,

Orda kalıp gitmemesi gibi.

Sanki erken geldi güz,

Biz baharı beklerken,

Gibi

Sanki hiç olmamış gibi,

Geçmişte kalan her sızı.

Geldiğimiz gibi,

Gitmeyecekmişiz gibi.

Kalacak yerimiz,

Tutacak elimiz,

Sayacak günümüz,

Hiç umudumuz,

Başımızı kaldırıp,

Bakacak bir gökyüzümüz,

Yokmuş gibi.

Sanki hiç olmamış,

Ve hiç olmayacakmış gibi.

Seyrüsefer

Bir yürüyüş esnasında,

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen,

Aslında hiç başlamamış,

Bu soluk seyrüsefer.

Bir aşk esnasında,

Hiç kalbin teklemememiş gibi gelen,

Aslında çok korktuğun,

Hiç görmediğim belki de,

Bu sükun seyrüsefer.

Bir bakış esnasında,

Hiçbir zaman bakmamış gibi gelen,

Aslında gözünü ayırmadığın,

Bu belli belirsiz seyrüsefer.

O gün

Bir sonraki güne,

Hiç düşünmeden,

Hayallerini gerçeğe,

Hatalarını yalana dönüştürmüş ,

Seni kendine getirip,

Renkli bir diyara götüren,

Mavi,

Yeşil,

Hatta kırmızı,

Kırpmadan gözlerini,

Açmadan avuçlarını,

Ağlamadan,

Çok da güldürmeden,

Seni sen olduğun,

Kimseye ne olduğun,

Çok sevdiğin,

Hiç görmediğin,

Hep istediğin,

Sabahları karanlık,

Geceleri zifiri,

O güne uyanmanı,

Zerk eden damarlarına,

O gözlerin olsun.

Çare

Çaresizliğime dayanmıyor kelimeler,

Teker teker düşüyorlar mısralarımdan.

Sabrımın sınırları varken bile,

Tutamadım gidenleri,aciz kaldım.

Akan yaşlarımın ardından,

Yanaklarıma döküldü izleri,

Sözlerimi anlarken bile,

Sustum sessiz kaldım.

Çorak

Öyle içlenirsinki,

Söküp atmak istersin,

İçindeki her bir zerreyi.

Hiç bir sevda avutamaz belki,

Düşündükçe battığın gerçeğini.

Her cümleye bir anlam

Her kelimeye bir hareket yüklersen eğer

Durulmaz için hatta dışın,

Kavrulur çorak topraklarında.

Her

Mavi

Kapadım gözlerini mavi gözlerine.

Hiç şaşırtmadı hayalim, gördüklerimi.

Açmalıyım belki kimbilir gözlerimi,

Gök mavinin derinliğine ya da serinliğine denizinin.

Açtım gözlerimi sonra, kapatmadım bir daha,

Sana ve hiç kimseye bir daha asla.

Bırakmadım

Hiç bırakmadım seni sevmeyi.

Vazgeçmiş gibi görünebilirim ama,

Bırakmadım.

Sonbahara benzeyen bir soğukluk belki.

İlk gün ki gibi değil belki ama

Bırakmadım.

Toprak,hava ya da neresi dersen de;

Her bir ahir mekanda,

Ne varsa özlemeye dair,

Senin varlığında

Bırakmadım

Hiç bırakmadım seni sevmeyi,

Sakin

Ateşle oynayınca, yandı ellerim.

En çokta kalbim.

Bitti feryadım,hatta figanım.

Çok sevmiştim seni oysa ki;

Eminim

Yandı ellerim,en çokta kalbim

Sürdü esaretim,hatta kilidim

Çok bekledim seni oysa ki.

Eminim.

Yandı ellerim,en çokta kalbim.

Geçti rüyalarım,hatta düşlerim.

Çok kızmıştım sana oysa ki;

Sakinim.

Hakk

Başlarda kaçamak olan bir sevdaya dair,

Ne geçiyorsa aklımdan.

Başını eğme sakın

Ne de olsa kendini kandırdığın.

Ömrümün her anında

Arayıp da bulduğum,

Sonrada fütursuzca kaybolduğum

Acıklı bir sevdanın,

Beklenmeyen tezahürlerini yaşıyorum hep.

Ne senden kaçıyorum,ne sana koşuyorum.

Her yok oluşunda kalbimin,

Bir kez daha yaşıyorum seni,

Kurtuluşum olurdu belki de

Hakk’a yürüyüşüm

Sabah

Sen benim sabahımdın,

Aydınlanmaya yeni başlamış gökyüzünde,

Uzaktan görünen ay idin.

Kim sevmezki mahrurluğu,

Ha işte,sen benim açılmayan gözlerimdin.

Sen benim sabahımdın,

Güneş boy verirdi suretinde,

Gölgeme bile hasret iken şu an,

Yerdeki gözümdeki silüetimdin.

Unut

Biliyor musun bilmem

Seni hiç unutmadım.

Tüten her neyse burnumdaki

Sevdama yazdığın her neyse

Bir göz kırpması uzaktaki kim ise

Attığın çizikleri, kırdığın her bir şeyi

Biliyor musun bilmem.

Tutsa bile döneceğin,

Hatta atsa bile kalbin

Seni hiç affetmiycem.

Yürüyorum.

Yürüyorum,

Şehrin beyazı çalınmış,

Siyahı solmuş,

Yalancı grisine.

Akşamdan kalma hayallerim,

Açamıyor gözlerini aydınlığa.

Yürüyorum,

Bir güvercin kesiyor yolumu,

Aldırmıyor zayıf adımlarıma.

Kayboluyor semada,

Yürüyorum.

Her kaldırım taşı,

Her hemzemin ,

Yaklaştırıyor beni,

Kararsız karanlığıma.

Yürüyorum.

Ne denirse denmiş,

Susmak gerekiyorsa,

Öne eğilmiş başıma,

Aldırmadan yalnızlığa,

Yürüyorum.

Ne sözler verdim,

Kimini tuttum,

Kimini bıraktım

Hatırlamadan,

Yürüyorum

Kayıp bir beyaza,

Tatsız bir siyaha,

Sahipsiz bir griye doğru,

Yürüyorum.

Bak

Hayat her gülümsediğinde sana,

Dön bir bak,

Medet uman ruhun,

Bulmuş mu umduğunu,

Bir bak.

Yıldızlara bak,sonra toprağa.

Sonbaharı dinle,

Çek mevsimini içine.

Geçmişine bak,

Kapat gözlerini sonra,

Anılarına bak.

Hiç bitmeyen,

Bayatlamış umutlarına bak.

Dik gözlerini geleceğe,

Gözlerinin içine bak.

Sor içinden geleni,

Verdiği cevaplara bak.

Sonra dön kendine tekrar,

Kendi rengine bak.

Sağol

Sessiz bir çığlık gönderdim boşluğa,

Kayboldu cümlelerim.

Ama hiç pişman değilim.

Kimdeyim,nerdeyim,kendimdeyim.

Umutsuz bir rüya peşindeyim

Ama hiç pişman değilim.

Kararsa bile gözlerim.

Ordayım, burdayım,her yerdeyim

Tutunamasa hatta ellerim.

Sussa bile dillerim,

Ama hiç pişman değilim.

Çok teşekkür ederim.

Genelde çok özür dilerim,

Ağlarım,giderim, gelirim,

Belki de severim

Hiç pişman değilim

Hesap

Hiç mi sevmedin yanlış olanı;

Ha işte ona say.

Kötü düşünmedin mi hiç,

Dedikodu mesela,

Hiç yapmadım mı ?

Arkanı dönmedin mi,

Karanlık bir sokakta yürürken yalnız,

Korkmadın mı gölgenden.

Söylenen sözleri,ard etmedin mi gözünde

Onlara say.

Seni sevenlere yapmadın mı hiç

Seviyormuş gibi.

Vicdanın ne durumda bilmem ama,

Uykusuz kalmadın mı hiç.

Uykusuz bıraktıklarını hiç,

Arada belki düşündün mü?

Ha işte tam da ona say.

Onlar

Şimdi söylenmesi gereken tüm cümleler,

Kim bilir neredeler.

Sözler ve gerçekler,

Seninle yazılmaya başlanmış,

Yarım kalan şiirler.

Anlamsız bazı dizeler,

Düşünmeye başladığın zamanlar

İnanılmaya yüz tutmuş korkular.

Seninle kurulmaya başlanmış

Gerçekleşmeyecek hayaller.

Dönme

Yıkıldı tüm hayaller,

Hiç bir düş kalmadı geriye,

Artık ağlasan bile nafile,

Hem kendini hem de beni bile bile

Attın o cılız ateşine.

Şimdi kime ne dersen de,

Olmuyorsa çek sineye,

Hatta düş daha derine.

Kimde,sen de ya da ben de,

Kal orada bence

Ama dönme.

Bencillik/2

Bencil insanların bir problemi de kendilerine karşılıksız yapılacak olan iyilikleri reddetme eğilimleridir.

Bu kavramın kendisiyle çelişse de “karşılıksız iyilik” diye bir kavramın varlığından yoksun oldukları için karşılığında vermeleri gerekenleri düşündükleri için bu teklifleri reddederler.7

Bu süreç içerisinde eğer ki bir yarar farkederler ise de buna yapışırlar. Çok bariz bir tepkileri de iyiliğin kesilmesi halinde karşı tarafı suçlamaları ve manipüle etmeye çalışmalarıdır.

Bencillik

Asla değişmeyecek fikirlerin,davranışların,zevklerin değişebileceğine inanmak boş bir hevesten öteye gidemiyor. Düşünceme göre bencillik insanlarda doğuştan gelen bir özellik yerine bir keşif.

İnsanlar bir süre sonra bu duygunun verdiği haz ile diğer tüm insanları yok sayan bir seviyeye çıkıyorlar.Bunun yanında bunca zaman savundukları fikirleri, davranışları ve zevkleri artık aynı hazzı vermediği zaman ivedi bir şekilde terkedecek kadar da riyakarlar.

Bir süre hatta bir an çok zevk aldıkları bir durumu terkettikten sonra bu davranışı devam ettiren çevredeki diğer insanları da acımasızca eleştirmekten akabinde de ilişkilerini koparmaktan da çekinmeyen ve bu durumu bir kayıp olarak görmeyen hastalıklı bir yapıları var.

Bencillik insanlığın tedavi edilemez bir hastalığı.Maalesefte bu hastalığın aşısı, ilacı ve ya tedavisi yok.Çünkü olayın kendisiyle çelişen ironik durum nedeniyle bunu tedavi etmekte yine aynı insanların elinde.

Ancak bu durumda süreç devam ederken amacın yine bencilce olması nedeniyle sonuçsuz ve tedavisiz kalıyor.

Bugün

Bugün günlük rutinimden hiç bir şey yapmak gelmedi içimden.Erkenden girdim yatağa.Kendi etrafımda yaptığım bir kaç dönüşten sonra anladım ki gelen uyku degil.Gelen derin bir efkar.

Sadece sesini duyduğum bir denizin kenarındaydım.Işık yok,ay yok, yakamoz yok, deniz yok.

Ayağa kalkmaya çalışmak nafile,oturmaya çalışmak boş.Tek isteğim bir ışık,bir iz. Kendimi aydınlığa ulaştıracak bir yol.

Varmaya çalıştığım her durakta, karanlıkta kayboldum.Kafamı kaldırmadan daha yoruldum .

Öyle

Seni hiç özlemedim.

Yazmadım defterlerime.

Gözlerindeki o karartıyı,

Görmedim.

Seni hiç özlemedim.

Canımın yanmasını geçiştirdim.

Sözlerindeki o gerginliği

Sezmedim.

Seni hiç özlemedim.

Kafamı çevirip bakmadım.

Düşlerimdeki o tehlikeyi.

Affedemedim.

Yetişmek

Düşündüm ama vazgeçemedim

Her anımda denedim.

Çocuksu bir masumiyet aradım.

Sonra büyüdüğümü farkettim.

Kimseye kızmadım.

En çok ta kendime.

Yetişkin bir anıma rastladım.

Yetişemedim geç kaldım.

Düşündüm ama vazgeçemedim.

Geçip gitmeyi denedim.

Kendi çukurumu kazdım.

Yine kendime çıktım.

Sakin bir anımda saklandım.

Beceremedim sen kaldım.

Kimlere?

Yarına;belki aydınlığa,belki karanlığa.

Hiç durmadan yükselen ruhuna.

Bitmeyen kavgaya,

Başlamayan yalnızlığa.

Sana,bana,onlara.

Kime yazıldığı belli olmayan;

Meçhul mektuplara.

Enseni titreten rüzgarlara.

Elinin gitmediği kağıtlara.

Bekleyen insanlara.

Gelmeyecek olanlara.

Orda

Ruhumun şenlikleri,

Hiç bitmeyen.

Bazen ara verilen.

Vazgeçilmeden,

Çiçeklerini koklarken yükseldiğim,

Ruhumun bahçesinde,

Hiç durmadan koştuğum.

Çimenlerin yeşil lekeleri ile,

Vazgeçmediğim.

Ruhumda olan.

Tam da orda olan

Vazgeçsem de kaçamadığim.

Umutsuzluk/ Bölüm 9

Bırak bi profesyonele gitmeyi,evden çıkacak hali yoktu kadının.Hep gittiği ve çok sevdiği mekanlar uzak gelmeye başlamıştı.Evden dışarı çıkma fikri saçma gelmeye bile başlamıştı.Aslında herşey saçma gelmeye başlamıştı.Bu kısır döngüden kurtulmalıydı,depresyon tamam ama umutsuzluk olamazdı.O noktaya hiç gelmemişti ve neredeyse yalnız olduğu bu dönemde de gelmemeliydi.

Endişe tüm ruhunu bir karabasan gibi sardı.Hayatı boyunca endişelerinin ortasında manevi aslında olmayan hatta hayali sebebler oluyordu.Belki de hayatında ilk defa gerçek elle tutulabilir bir sebebi vardı.

Aslında buna bir fırsat gözüyle bakabilirdi.Ruhunu tanımak için gerçek bir test olabilirdi.Krizden fırsa çıkarmak diye buna denirdi işte.Kendisini endişelerinin,mutsuzluklarının,takıntılarının ve ya takmadıklarının pençesine bırakacaktı.Sonunda –ki tabi sonunu görürse- ne beklediğini düşündü.Bir tür arınma mı,rahatlama mı?Neden bu yola girmak istediğini çok iyi biliyordu ama sonuçlarına hazır olup olmadığı konusunda en ufak bir fikri yoktu.Öncelikle bu soyut evreninden kurtulmalıydı.

Önce kitaplara başvurmayı düşündü.Belki de ona yol gösterirlerdi.Bilişim çağında belki güçlü arama motorlarına başvurabilirdi ama o zamanda konudan sapma olasılığı çok yüksekti.Birine danışma fikrinden hemen uzaklaştı,kimse ile paylaşmak istemiyordu.Kimseyi görmek,iletişime geçmek bile istemiyordu.Tüm ömründe katıksız bir şekilde güveneceği ve kendini teslim edeceği tek insan ölmüştü.Başka kimseye bu kadar güvenmesi gerekmemişti ve içinde bir sızı ile birlikte pişmanlık hissetti.Bu kadar saklı kalmak,kendini tek kişiye hapsetmek,onu kaybettiğinde yaşadığı üzüntünün üstünde bir pişmanlığa yol açmıştı.Kendine kızdı önce,böyle düşünmemeliydi.Riyakarlık yapıyordu ve bundan nefret ederdi.Peki gerçekten olan bu muydu?

Bahar

En sevdiğim mevsimdi bahar,
Ne çok sıcak,ne çok soğuk.
Kendi içinde uyumlu.
O uyumun içinde biz canlılar,
Gözlerimizi kısarak bakardık güneşe.

En sevdiğim mevsimdi bahar,
Kara bir yokluğa tutsak şimdi.
Çıplak ayak basmak isteğim çimleri
Pencere arkasından görme işkencesi. #şiir

Hep

Hep dinlerim aslında ben seni.

Ne kadar sessiz olursan ol

Yaklaşırım dudağına,

Belki duymak,belki duyurmak için.

Susmaya başlasan, hiç duymasam seni.

Konuşurum senin yerine kendimle,

Deli deseler bile.

Dinlerim ben seni, söylerim hatta

Duyurmak için sesimi.

Boş

Şimdi artık ne desem,

Neden bahsetsem,

Neyi anlasam,neyi anlatsam,

Nerden gelsem,nereye kaçsam.

Sonradan ne yapsam,

Neyi düzeltsem,neyi düzenlesem,

Hangi planı yapsam, vazgeçsem,

Kime ağlasam,kime kızsam.

Mazideki neleri hatırlasam,

Neleri unutamasam, çok isteyip,

Nereye dönmek istesem,

Nelerden pişman olsam.

Karar

Ne kararlar verildi,

Ve nelerden vazgeçildi kim bilir.

Geçmedi gönül, varmadı.

Gözlerimi dikmiş gibi sevdaya,

Çeviremedim başımı dünyaya.

Kararlar neden verildi,

Ve nerde vazgeçildi kim bilir.

Atmadı gönül,sekmedi.

Elimi sıkmış gibi kavgaya,

Alamadım lafımı karşıma.

Nöbet

Neyin nöbeti bu bilmem.

Işığını gizlemiş, paslı küçük pencereden

Hiç sızmayacak ışığı beklerken.

Ağırlaşan göz kapaklarıma sor kendini.

Hiç kapanmayacak gibi ovduğum,

Kırmızı gözlerime hatta.

Her ne zaman yolladıysan ışığını, söyle!

Bitti nöbet, içimdeki kapıda.

Pencerem de kapalı, gözlerimde seni.

Öyle Sanmıştım

Seni bir tek ben severim sanmıştım.

Ciğerlerim kururdu nefesinde,

Neydi,ne değildi bilmeden.

Pek de gerek duymadan.

Bir tek ben;seni severim sanmıştım.

Söylerdim ama duymazdın kulaklarında,

Kimdi ya da kiminle sormadan.

Hatta o tarafa bakmadan.

Ben bir tek seni severim sanmıştım.

Rüyaydı,ama hatırlamazdın sabahlarında.

Dünüyle ya da yarınıyla korkmadan.

Bilare bugünü yaşamadan.

?

Artık,

Kim bilir nerede ?

Kimde, dünde, bugünde.

Bir nevi acı,

Hatta ızdırap.

Orda,

Kiminle?

Derinde,

Hatta dipte.

Kararlı,

Tutarsız,

Kayıp sıklıkla.

Özgür belki,

Kendi sahanlığında.

Yanlız hatta,

Olmayan varlığında.