Çöktü yine yalnızlık
Ses çıkaramadım hiçbirine
Hayallerimi dolaplara sakladım
Belki gelecek mevsim
Çıkarırım yine
Ben miydim,yoksa başka birimi
Umrumda bile değil inan
Ölümün acısını kaldırmamak gibi
Başımı dik tutmadım
Kendime ve başkalarına yazılar
Çöktü yine yalnızlık
Ses çıkaramadım hiçbirine
Hayallerimi dolaplara sakladım
Belki gelecek mevsim
Çıkarırım yine
Ben miydim,yoksa başka birimi
Umrumda bile değil inan
Ölümün acısını kaldırmamak gibi
Başımı dik tutmadım
Bırak bi profesyonele gitmeyi,evden çıkacak hali yoktu kadının.Hep gittiği ve çok sevdiği mekanlar uzak gelmeye başlamıştı.Evden dışarı çıkma fikri saçma gelmeye bile başlamıştı.Aslında herşey saçma gelmeye başlamıştı.Bu kısır döngüden kurtulmalıydı,depresyon tamam ama umutsuzluk olamazdı.O noktaya hiç gelmemişti ve neredeyse yalnız olduğu bu dönemde de gelmemeliydi.
Endişe tüm ruhunu bir karabasan gibi sardı.Hayatı boyunca endişelerinin ortasında manevi durumlar oluyordu.
Bir yudum çay için fazla derinlere daldım diye düşünerek kendine geldi kadın.Sokak aynı sukunetini koruyordu.Sanki o düşüncelere dalarken sessiz kalmaya çalışan bir dost gibiydi.Uzun siyah saçları yüzüne düşerken ve o yıllardır yaptığı gibi onları kulaklarının ardına sıkıştırırken bir yudum daha aldı çayından.Belli ki o muhasebe görülecekti,kaçmanın faydası yok diye geçirdi içinden.Neydi eksik olan içindeki ya da fazlalıkları nereye koymalıydı.Geçmiş kurtulması gereken bir yük müydü yoksa ders alınması gereken yaşanmışlaklar ya da yaşanmamışlıklar bütünü mü?Ve tüm bu muhasebenin sonunda yekünde zarar çıkarsa ne yapacaktı?Biter miydi sorular?İnsan kendine sorduğu sorulara doğru cevap alabilir miydi?Yok bir başkası mı sormalıydı bu soruları?
Kahvaltısı hala devam ediyorken pencereden de bakmaya devam ediyordu.Çocuğun feryatlarının ardından sokak rutinine dönmüştü.Evlere eskiden tüp getiren insanların yerini şimdilerde damacanalarla su getirenler devralmıştı.Başka da bir hareketlilik yoktu sokakta.Belli ki bir müddet sürecekti bu sessizlik,işine gidenler gitmiş,evde kalanlar ise aynı kendisi gibi kahvaltı ediyordu.Ne zordu yalnız yudumlamak çayı,bardağa her geri koyduğunda bardağı bir kez daha aklına geliyordu geçmişi.Kısa süreli hayallere dalııyordu ister istemez ve duraksıyordu hayatı o sürede.Hayatı boyunca neler yaşadığının muhasebesini yapıyordu beyni ona sormadan.Doğru yanlışlar,yükselişler ve düşüşler,keşkeler,meğerler,tüm o alınganlıklar ve dışarı bazen aşırıya kaçarak vurduğu duyguları.Kaç kişiyi incitmişti istemeden ya da kaç kişinin hayatını sığ ya da derinden etkilemişti.Düşünmelimiydi bunları yoksa bir şekilde beynine engel mi koymalıydı?Artık etrafında ne yapmasını söyleyecek insan sayısıda azalmıştı ve en güvendikleri artık yoktu.Kime güvenebilirdi ki artık,güven nasıl oluşuyordu onu bile unutmuştu.Ömrü boyunca güvenmeye çalışmakla ilgili bir sıkıntısı olmamıştı.Önce babası sonra kocası yanındaydı,ve hep onlara güvenmişti.
Dışardan gelen ve ona kadar ulaşabilen ağlama sesiyle kendine geldi kadın.Çığlıkla karışık bir çocuğun ağlama sesiydi.Penceresinden sesin nerden geldiğini görmeye çalıştı ama beceremedi.Umarım önemli bir şey değildir diye düşündü.Çocuklar işte azıcık bir şeyde ağlamaya başlıyorlar diye geçirdi içinden.Hiç çocukları olmamıştı,yıllar içinde doktor doktor gezmiş,her yöntemi denemişlerdi.Evlat edinmek istemiş ama bürokratik engellere takılmışladı.Sonra da vazgeçmişlerdi bu sevdadan,annelik duygusunu tadamamıştı.Ama en çok da eşi için üzülüyordu,baba olmayı ne çok istemişti,o yüzden başkalarının çocuklarına çok yakın davranır onlara sürekli hediyeler alırdı.Gözünden bir damla yaş süzüldü.Fazla ağlayan biri değildi ve cenaze gününnden bu yana da ağlamamıştı.Ama bu konu onu hep yormuştu,konusu her açıldığında melankolik bir sis gibi kaplardı evi.Elinin üstüyle sildi yaşını,bırakmamalıydı kendini,günlerdir metanetli durmaya çalışıyordu.Eğer tutamazsa hiç toparlanamayacağını hissediyordu.
Kahvaltısını salonda,sokağa bakan pencerenin yanındaki masaya kurmuştu.Misafir için kullanmadıkları sararmış çaydanlıkta kendine çay demlemişti.Kahvaltı dışında pek tercih etmediği bir içecekti ki eşi de onun gibi kahveye düşkündü.Kahvaltıda ona yetecek kadar demlemiş ve ardından içeceği kahvenin hayalini kurmaya başlamıştı bile.Açık olan iştahı sayesinde uzunca bir süre kahvaltısı devam etti,bu arada sokakta olan biteni izledi.Ağlayan çocuğun kolunu kırdığını ve annesinin onu apar topar hastaneye götürüşünü izlerken üzüldü ve kızdı kendine.”Çocuğun hakkını yemişim” o kadar bağırmakta haklıymış diye düşündü.Sonra yine daldı düşüncelere acaba bizzat kendisi kendisinin ne kadar hakkını yemişti.Sormaktan bile korkuyordu bu soruyu.Alacağı cevaplar zaten zorlaşan hayatını daha da çıkmaz bir hale getirebilirdi.Ama dürüst olmalıydı kendine karşı,bu samimiyetsizlik böyle devam edemezdi.