Dışardan gelen ve ona kadar ulaşabilen ağlama sesiyle kendine geldi kadın.Çığlıkla karışık bir çocuğun ağlama sesiydi.Penceresinden sesin nerden geldiğini görmeye çalıştı ama beceremedi.Umarım önemli bir şey değildir diye düşündü.Çocuklar işte azıcık bir şeyde ağlamaya başlıyorlar diye geçirdi içinden.Hiç çocukları olmamıştı,yıllar içinde doktor doktor gezmiş,her yöntemi denemişlerdi.Evlat edinmek istemiş ama bürokratik engellere takılmışladı.Sonra da vazgeçmişlerdi bu sevdadan,annelik duygusunu tadamamıştı.Ama en çok da eşi için üzülüyordu,baba olmayı ne çok istemişti,o yüzden başkalarının çocuklarına çok yakın davranır onlara sürekli hediyeler alırdı.Gözünden bir damla yaş süzüldü.Fazla ağlayan biri değildi ve cenaze gününnden bu yana da ağlamamıştı.Ama bu konu onu hep yormuştu,konusu her açıldığında melankolik bir sis gibi kaplardı evi.Elinin üstüyle sildi yaşını,bırakmamalıydı kendini,günlerdir metanetli durmaya çalışıyordu.Eğer tutamazsa hiç toparlanamayacağını hissediyordu.
Kahvaltısını salonda,sokağa bakan pencerenin yanındaki masaya kurmuştu.Misafir için kullanmadıkları sararmış çaydanlıkta kendine çay demlemişti.Kahvaltı dışında pek tercih etmediği bir içecekti ki eşi de onun gibi kahveye düşkündü.Kahvaltıda ona yetecek kadar demlemiş ve ardından içeceği kahvenin hayalini kurmaya başlamıştı bile.Açık olan iştahı sayesinde uzunca bir süre kahvaltısı devam etti,bu arada sokakta olan biteni izledi.Ağlayan çocuğun kolunu kırdığını ve annesinin onu apar topar hastaneye götürüşünü izlerken üzüldü ve kızdı kendine.”Çocuğun hakkını yemişim” o kadar bağırmakta haklıymış diye düşündü.Sonra yine daldı düşüncelere acaba bizzat kendisi kendisinin ne kadar hakkını yemişti.Sormaktan bile korkuyordu bu soruyu.Alacağı cevaplar zaten zorlaşan hayatını daha da çıkmaz bir hale getirebilirdi.Ama dürüst olmalıydı kendine karşı,bu samimiyetsizlik böyle devam edemezdi.