Sebep

Bir yıldırım düşer,

Ya da kötü bir rüya görürsün,

Sabah kahvaltıda;

Yumurtayı soyamazsın belki.

İçinden geçen en sudan sebep ne bilmem.

Bir bahane sığınağın olur.

Bir nefes çarpsın istersin nefesine.

Belki de üşenirsin kalkıp su içmeye.

Korkmak için nasıl gerekmiyorsa sebep,

Çağırmak sudan sebep.

Kaçak

Belki de biraz susmak lazım.

Geriye doğru bir adım atmak.

Gözlerini devirmeden,sahte kalabalığa,

İki yüzlü bir sessizliğe gömülmek.

Ayağının takılması bazen.

Canının umutsuzca sıkılması.

Dağıtırken içindeki kalabalığı,

Kaçmadığın yağmurda ıslanmak.

Bile

Uzaktan bakmayı öğrenen,

Yakına gelmeyi isteyen.

Düşen , kalkmayan.

İleri bakarken bile,

Boynu bükük.

Sevdayı bir oyundan öte,

Bir hikaye gibi yaşayan.

Satırları karıştıran,

Sayfaların kenarlarını kıvıran.

Kaçmayı denerken bile,

Kalbi kırık.

Kafada kuran,

Kalpte duran.

İçeride bir yerde sıkışan.

Hayal kurarken bile,

Aklı karışık.

Meydan

Şimdi bir meydanda.

Etrafına bakınıp.

Belki de dilindeki düğümü çözecek.

Ya da bir nefes verecek;

Sakin ama iştahlı.

Karınca kararınca ,

Bir hayalin peşinde titrerken.

Koşarken, nefes nefese

Gözlerinin önünde bulutlara benzeyen

Kara lekeler varken.

Hatırlamaya çalışırken,gerekli olanı.

Ve unutmaya çalışırken,aklından çıkmayanı.

Susmaya bile kalkışmazsın ,inan.

Konuşmayı denemezsin.

İlk gördüğün sokağına meydanın

Girersin.

Var

Bir haksızlık gördüğünde karşısına çıkan insanlar var hala.

Dışarda gördüğü hayvanlara yiyecek bir şeyler verenler var.

İyilikle beslenen ve karşılık beklemeyen.

Kendisine yapılan kötülüğü bir şekilde sineye çeken.

Bir çocuğun yüzünü güldürmenin her şeye bedel olduğunu unutmayanlar var.

Zorunlu olmadığı halde yayalara yol veren,kurallara uyan.

Kullanmayan ve bolca kullanılan insanlar.

Bencil

Neden zordur cevap vermek

Bekletmeden,düşünmeden

Aniden

Plansız akan bir nehire

Umarsızca atlamak

Neden zor ?

Nedir beklemek,nedir bekletmek ?

Bir çift gözü,durakta otobüs bekler gibi

Yorgun ve umutsuzca

Bekletmek nedendir ?

Sorulara alışık bünyene

Cevapları bahşetmemek.

Kaldırmamak kafanı;hep

İçine bakmak.

Baya olmuştu

Uzun zaman olmuştu;

Karanlıkda kalmayalı.

Güneşe alışık gözlerimi

Kapkara bir an’da sınamayalı

Çok olmuştu.

Uzun zaman olmuştu;

Sabrım sınanmamıştı.

Nezakete alışık şahsiyetimi

Umarsız bir tavırla üzmeyeli

Çok olmuştu.

Uzun zaman olmuştu;

Hayallerden korkmayalı.

Özgürlüğe alışık ruhumu

Demir parmaklıklar arkasında görmeyeli

Çok olmuştu.

Uzun zaman olmuştu;

Gözlerim yaşarmamıştı.

Sırlara gömülmüş kalbimi

Gerçeklerin acısına maruz bırakmayalı

Çok olmuştu.

Başım

Dönmeye başladı yine.

Hiç ara vermiş miydi,bilmediğim;

Kendince sahte ağrılar yaşatan,

Sakin,ince ve kırılgan başım.

Yine başladı dönmeye.

Hep buna meyilli;

Ne nedir,bilmeden.

Kalın,kırgın ve eğik başım.

Başladı yine dönmeye.

Sebebini bilmeye üşenen,

Fark etmeye mecali olmayan,

Dik,açık ve sürgün başım.

Parça

Gülüşün bile kırıcı

Sahte bir kırılganlığın ardına saklı

Kalbim büzüşür gördüğümde

Gökyüzüne bakmak gelirse bile içimden

Eğerim başımı,hemzemin geçmişe

Gülüşün bile kırıcı

Belki seversin diye

Hayallere dalan ruhuma inat

Kaldırdım kafamı gökyüzüne

Gülüşün bile kırıcı

Kahpe bir sevda gibi derinden

Ve bir o kadar sığ

Yol

Ayakkabıların arkasına basıp,kapıdan çıkmak gibi;

Heyecanlı ama umursamaz.

Sürekli giden ama hiç varamayan,

Kara saplanmış,yağmurda ıslanmış,

Güneşe maruz kalmış.

Gözleri dolu,bakışları boş.

Varmakta halen zorlanan

Hayallerin mahsülleri.

Yapmur

İnce bir yağmurluk ile gezerdim hep,

Küçük bir şemsiyenin bile yeteceği,

Hatta ıslansan yüzünün nemlenmeyeceği;

O sıska yağmurda.

Gözlerimdeki yaştan mıdır,bilinmez.

Hep yağmur yağar sanırdım.

Güneşe çok aldandım ama,

Yağmura hep ıslandım.

Bilmem

Şimdi kendi düzleminde acı bir yokuşu

Ağrıyan belim mi, yoksa beynim mi ?Bilmeden.

Farkında olmanın sessiz çığlığı titretirken

Kulağındaki minik kemikleri

Tırmanmak ya da çıkmak.

Peki tamam yürümek.

Ne yaptığımdan kime ne ?

Yorgunum sadece.

Ağrıyan neresi bedenimin?

Ata

Karmaşık sanıyorsun,

Ama değil sanırım.

Varlık ve yokluk

Bir anda.

Gözlerini bile kırpmana imkan vermeden.

İleriye bak her daim diyen

Orda olmanı isteyen

Bir çift göz

Nedir seni arkana bakmaktan alıkoyan

Ya da nedir kafanı kaldırmana izin vermeyen

Hadi kaldır kafanı ve bak yukarıya

İleride olamanı isteyen o bir çift göz ile

Belki biraz ıslak ama gururla;bak.

Kav-rul-dum

Kavruldum,

Dönerken kendi etrafımda.

Kaçtım

Ama uzaklaşamadım pek

Sürerken günleri

Diğer günlere.

Kavruldum

Susarken kendi evrenimde.

Düştüm

Ama gülemedim pek

Kapatırken yaralarımı

Diğer yaralarla

Kavruldum

Gelirken kendi kendime.

Sustum

Ama kaybolamadım pek

Korurken sessizliğimi

Başka seslerle

Kavruldum.

Umutsuzluk/Bölüm 8

Bırak bi profesyonele gitmeyi,evden çıkacak hali yoktu kadının.Hep gittiği ve çok sevdiği mekanlar uzak gelmeye başlamıştı.Evden dışarı çıkma fikri saçma gelmeye bile başlamıştı.Aslında herşey saçma gelmeye başlamıştı.Bu kısır döngüden kurtulmalıydı,depresyon tamam ama umutsuzluk olamazdı.O noktaya hiç gelmemişti ve neredeyse yalnız olduğu bu dönemde de gelmemeliydi.

Endişe tüm ruhunu bir karabasan gibi sardı.Hayatı boyunca endişelerinin ortasında manevi durumlar oluyordu.

Umutsuzluk / Bölüm 7

Bir yudum çay için fazla derinlere daldım diye düşünerek kendine geldi kadın.Sokak aynı sukunetini koruyordu.Sanki o düşüncelere dalarken sessiz kalmaya çalışan bir dost gibiydi.Uzun siyah saçları yüzüne düşerken ve o yıllardır yaptığı gibi onları kulaklarının ardına sıkıştırırken bir yudum daha aldı çayından.Belli ki o muhasebe görülecekti,kaçmanın faydası yok diye geçirdi içinden.Neydi eksik olan içindeki ya da fazlalıkları nereye koymalıydı.Geçmiş kurtulması gereken bir yük müydü yoksa ders alınması gereken yaşanmışlaklar ya da yaşanmamışlıklar bütünü mü?Ve tüm bu muhasebenin sonunda yekünde zarar çıkarsa ne yapacaktı?Biter miydi sorular?İnsan kendine sorduğu sorulara doğru cevap alabilir miydi?Yok bir başkası mı sormalıydı bu soruları?

Umutsuzluk/Bölüm 6

Kahvaltısı hala devam ediyorken pencereden de bakmaya devam ediyordu.Çocuğun feryatlarının ardından sokak rutinine dönmüştü.Evlere eskiden tüp getiren insanların yerini şimdilerde damacanalarla su getirenler devralmıştı.Başka da bir hareketlilik yoktu sokakta.Belli ki bir müddet sürecekti bu sessizlik,işine gidenler gitmiş,evde kalanlar ise aynı kendisi gibi kahvaltı ediyordu.Ne zordu yalnız yudumlamak çayı,bardağa her geri koyduğunda bardağı bir kez daha aklına geliyordu geçmişi.Kısa süreli hayallere dalııyordu ister istemez ve duraksıyordu hayatı o sürede.Hayatı boyunca neler yaşadığının muhasebesini yapıyordu beyni ona sormadan.Doğru yanlışlar,yükselişler ve düşüşler,keşkeler,meğerler,tüm o alınganlıklar ve dışarı bazen aşırıya kaçarak vurduğu duyguları.Kaç kişiyi incitmişti istemeden ya da kaç kişinin hayatını sığ ya da derinden etkilemişti.Düşünmelimiydi bunları yoksa bir şekilde beynine engel mi koymalıydı?Artık etrafında ne yapmasını söyleyecek insan sayısıda azalmıştı ve en güvendikleri artık yoktu.Kime güvenebilirdi ki artık,güven nasıl oluşuyordu onu bile unutmuştu.Ömrü boyunca güvenmeye çalışmakla ilgili bir sıkıntısı olmamıştı.Önce babası sonra kocası yanındaydı,ve hep onlara güvenmişti.

Umutsuzluk/Bölüm 5

Dışardan gelen ve ona kadar ulaşabilen ağlama sesiyle kendine geldi kadın.Çığlıkla karışık bir çocuğun ağlama sesiydi.Penceresinden sesin nerden geldiğini görmeye çalıştı ama beceremedi.Umarım önemli bir şey değildir diye düşündü.Çocuklar işte azıcık bir şeyde ağlamaya başlıyorlar diye geçirdi içinden.Hiç çocukları olmamıştı,yıllar içinde doktor doktor gezmiş,her yöntemi denemişlerdi.Evlat edinmek istemiş ama bürokratik engellere takılmışladı.Sonra da vazgeçmişlerdi bu sevdadan,annelik duygusunu tadamamıştı.Ama en çok da eşi için üzülüyordu,baba olmayı ne çok istemişti,o yüzden başkalarının çocuklarına çok yakın davranır onlara sürekli hediyeler alırdı.Gözünden bir damla yaş süzüldü.Fazla ağlayan biri değildi ve cenaze gününnden bu yana da ağlamamıştı.Ama bu konu onu hep yormuştu,konusu her açıldığında melankolik bir sis gibi kaplardı evi.Elinin üstüyle sildi yaşını,bırakmamalıydı kendini,günlerdir metanetli durmaya çalışıyordu.Eğer tutamazsa hiç toparlanamayacağını hissediyordu.

Kahvaltısını salonda,sokağa bakan pencerenin yanındaki masaya kurmuştu.Misafir için kullanmadıkları sararmış çaydanlıkta kendine çay demlemişti.Kahvaltı dışında pek tercih etmediği bir içecekti ki eşi de onun gibi kahveye düşkündü.Kahvaltıda ona yetecek kadar demlemiş ve ardından içeceği kahvenin hayalini kurmaya başlamıştı bile.Açık olan iştahı sayesinde uzunca bir süre kahvaltısı devam etti,bu arada sokakta olan biteni izledi.Ağlayan çocuğun kolunu kırdığını ve annesinin onu apar topar hastaneye götürüşünü izlerken üzüldü ve kızdı kendine.”Çocuğun hakkını yemişim” o kadar bağırmakta haklıymış diye düşündü.Sonra yine daldı düşüncelere acaba bizzat kendisi kendisinin ne kadar hakkını yemişti.Sormaktan bile korkuyordu bu soruyu.Alacağı cevaplar zaten zorlaşan hayatını daha da çıkmaz bir hale getirebilirdi.Ama dürüst olmalıydı kendine karşı,bu samimiyetsizlik böyle devam edemezdi.

Umutsuzluk/Bölüm 4


Banyodaki işi bittiğine göre artık kahvaltı zamanıydı,birazdan yine
 misafirler doluşmaya başlar diye geçirdi içinden.Son günlerde başına gelenler iştahının açılmasına sebep olmuştu,her zamankinden fazla yiyor ve farklı tatlar denemeye çalışıyordu.Genel insan davranışı bunun tam tersi olurdu ve bu durum onun şirazesine ek de uygun işey değildi.Rutinden sıkılmıştı ve değişikliğin süprizlerle dolu dünyasına girmek istiyordu.Korkularını aşmasının bir yolu olmalı diye düşündü ki zaten hep düşünmüyor muydu?Artık hayatına yeni birşeyler katmak için düşünmeliydi,ama ne kadar da zordu.Düşünme gücümü başka şekilde kullanmalıyım,bisiklet sürerken ellerini bırakmak gibi bırakmalıydı kendini ve önünde ne var diye düşünmemeliydi.

Kahvaltıyı hazırlarken bir yandan da pencereden dışarı kayıyordu gözleri,şehrin rakımı yüksek bir semtinde en üst kattaydı evi.Bunca yıldır penceresini dolduran manzaraya baktı,uzun kavak ağaçları nerdeyse onların evine kadar varmıştı.Yıllar öncesine gitti aklı,o kavaklardan 2 tanesini kocasıyla o dikmişti bahçeye ve yıllarca büyümesini beraber izlemişlerdi.Onca yıl geçmişti ve ağaçlar tüm haşmetiyle manzarasını yeşile bulamıştı.Ağaçların arkasında kalan o gri şehir manzarasını kapatmak istercesine dikiliyorlardı karşısında.Bundan sonra senin sırdaşın bizleriz anlat bize der gibi bakıyorlardı.

Öyle

Bazı karartılar

Kırgın birbirlerine

Düş kurmaları bile yasak

Çekingen bir saflıkta

Sokulurken yanındakine

Belki de zamansız

Andan yoksun

Sahip değilken hiç birine

Gözyaşları saklı bir cehennem

Kimseye dönmeden yüzünü

Birtakım fikirleri çıkarırken aklından

Hiç sevdalanmamış

Hep arda kalmış

Vazgeçmenin kendisinden

Her bişeyinden hatta

Vazgeçmiş.

Umutsuzluk/Bölüm 3

 Yalnızlık hiç ona göre birşey değildi.25 yıllık evliliğinde eşi onu bir an olsun bile yalnız bırakmamıştı.o da sevmiyordu yalnızlığı,bu yüzden erken yaşta evlenmişlerdi.Okulda tanışmışlar ve o günden bu yana ayrılmamışlardı.Beraber büyümüş ve beraber yaşlanmaya başlamışlardı.Ama kader denilen ince uzun yol eşi için umduklarından daha kısa sürede sonlanmıştı.Her insanın yanılgısı değil midir dedi kadın içinden,o yolun sonsuza kadar gideceğini düşünmek.Ama o öyle değildi,bütün hayatını kaçınılmaz sona hazırlanarak ve süreli onu düşünerek geçirmişti.Hayatında yaşaması muhtemel bir çok anı yaşayamamıştı bu yüzden belki de.Ama artık yalnızdı ve bu kadar çok düşünmemesi gerektiğini hissediyordu.Peki bu konuda harekete geçmek için ne yapmalıydı,nasıl motive etmeliydi kendi kendini.Nerdeyse tüm hayatı boyunca kendi kendini motive etmeye ihtiyaç duymamıştı.Küçük bi kızken babası bu işi onun yerine yapardı.Her kız çocuğu gibi ilk aşkı babasıydı.Onu ilk gördüğü anı anlatı dururdu sürekli,asıl doğum günüm seni ilk kucağıma aldığım gündü derdi.Zor bi doğum olmuştu,annesi nerdeyse ona hayat vermek için kendi canından olacaktı ama neyseki doktorlar anneyi ve bebeğini hayatta tutmayı başarmışladı.Daha başladığından beri zordu herşey,ya da ona öyle geliyordu.Her insana öyle geliyordur diye geçirdi içinden.Babasını düşündü sonra,o uzun boylu incecik adamı,dünyada kendini en güvende hissetiği anlar onun kollarında olduğum anlardı diye geçirdi aklından.Şimdi güvendiği hayatını adadığı iki erkekte onu yalnız bırakmıştı.Onların suçu değildi tabiki ama terkedilmiş hissediyordu kendini.Hiçbir zaman geri dönmeyecek sevgilisini düşündü sonra,daha bir hafta olmuştu ondan ayrılalı ve çok hızlı geçmişti zaman.

Umutsuzluk/Bölüm 2

  Aksayarak ve ayaklarını sürüyerek çıktı odadan kadın ve hep yaptığı gibi ilk iş banyoya yöneldi.Oysa ki hayatındaki küçük rutinleri değiştirmeye karar vereli çok olmuştu.Yataktan kalktıktan sonra ilk iş banyoya gitmeyecek,kahvaltıda farklı peynirler deneyecek,işine farklı bir yoldan yürüyecekti.Bunun gibi onlarca karar almıştı ve elinden geldiğince uygulamaya çalışıyordu.Ama hayatı boyunca da böyle kararları hep almamış mıydı?Peki ne kadarını uyguladı?Hala yüzme bilmiyordu mesela ve hep ertelediği o uzun dünya turu.Çok klişe geliyordu bunlar belki de ona,gerçekleştirdiği zaman ona ne katacağını düşünmekten kendini alamıyordu.Zaten sürekli düşünüyordu,nedeyse attığı her adımı her aldığı nefesi düşünür olmuştu.Alışmıştı buna,sürekli tetikte yaşamaya,boşverememeye.Böyle yaşayan milyonlarca insan vardı biliyordu,ve hiçbirinin hayattan almaları gereken zevki almadıklarınında farkındaydı.Olmuyordu;sürekli hayallere dalan beyni orda bile fütursuzca davranamıyordu.

Tutsak

En sevdiğim mevsimdi bahar,

Ne çok sıcak,ne çok soğuk.

Kendi içinde uyumlu.

O uyumun içinde biz canlılar,

Gözlerimizi kısarak bakardık güneşe.

En sevdiğim mevsimdi bahar,

Kara bir yokluğa tutsak şimdi.

Çıplak ayak basmak isteğim çimleri

Pencere arkasından görme işkencesi

Umutsuzluk/Bölüm 1

Güneş ışığı aralık pencereden salona sızıyordu.Işık hüzmesinde onlarca toz zerreciğinin havada uçuştuğunu farketti kadın.Yeni temizlemişti evi halbuki.”Ne çabuk kirleniyor herşey ve biz yetişemiyoruz” diye klişe bir aforizma geçirdi içinden.Basit ve içinde bulunduğu duruma bakılırsa anlamsız düşünceler geçiyordu zihninden.”Camı açsam daha çok toz girer mi?,ya da evi bir daha mı silip süpürsem acaba” gibi şeyler zihnini kurcalıyordu.Oysa ki kocasını kaybedeli henüz bir hafta bile olmamıştı.Son bir haftadır evi başsağlığı dilemeye gelen akraba,eş-dost ve tanıdıkla dolup taşmıştı.Ama bugün,bu odadan biraz hallice salonda tek başına evinin temiz olup oladığını düşünüyordu.”Demek ki böyle oluyormuş,insan büyük bir acının akabinde aşırı sıradan düşüncelere dalıp kendini normalleştirebiliyormuş” diye düşündü.Normale dönebilecek miydi peki?

 Sıkıcı bir pazar sabahıydı,bundan önce ki yüzlerce pazar gününe ve diğer günlere nazaran yataktan biraz geç çıkılmış,yatak keyfi normalden daha fazla yaşanmıştı.İçeri giren güneş yeni açılmış gözleri olduğundan fazla acıtmak istercesine daha parlaktı sanki.Sakince yatakta doğruldu kadın,uzun uzun gerindi.Açık camdan gelen temiz havayı içine çekti.Dışarıdaki uzun ve yaşlı kavak ağaçlarına daldı gözleri kısa bir an.Sonra geçenlerde apartmanın merdivenlerinden inerken burktuğu ayağının sızısını hissetti ve derinden bir ah çekti.O günden bu yana hafif bir aksama vardı ama ayağında ama çokta can sıkıcı bir durum gibigelmemişti ama gereğinden fazla uzun sürmüş gibi geliyordu artık.Gerçi hayatındaki bir çok şeyin gereğinden fazla süredir devam ettiği düşünülürse,basit bir burkulmanın sürmesi de normal gelmeliydi.

Umut Hep Var

Kalabalığa karışmaktır umut.

İnsanları izlemek metroda rahatsız etmeden.

Bir mesajı beklemek değil belki ama,

Bir yüzü özlemektir,kim bilir.

Dokunmamayı söyleyen düzene inat;

Sıcaklığa kaptırmaktır tenini.

Kararsız kalmaktır umut.

Nereye gideceğini bilmeden.

Bir daveti beklemek değil ama,

Amaçsızlığı özlemektir,kim bilir.

Nefes almamanı söyleyenlere inat,

Yollara atmaktır vücudunu.

Hayallere kapılmaktır umut.

Neyi düşleyeceğini bilmeden.

Bir ilhamı beklemek değil ama,

Düşünmeyi özlemektir,kim bilir.

Konuşmamanı söyleyenlere inat.

Dik tutmaktır ruhunu.

Umut hep vardır.

Sohbet

Hadi bahsedelim biraz,

Paramparça ettiklerimiden mesela.

Tutmadıklarımız ellerinden.

Kayıp giderken karanlığa,

Arkamızı döndüklerimizden bahsedelim.

Korkusuz olmaktan bahsedelim.

Aslında ne kadar korkak olduğumuzdan.

Ayaklar altına alınan her bir hayalimizde

Sustuklarımızdan…

İnsani duygular

Çok düşünmemeli insan

Gözlerinden akan yaşın,

Kuru cildinden süzülüp

Zeminin sığ haline düşmesini

Düşünmemeli

Çok üzülmemeli insan

Ayağının takılıpta yolunda

Dizlerinin kanamasına

Üzülmemeli

Çok darılmamalı insan

Sen bir yöne bakarken

Diğerlerinin başka yönde olmasına

Darılmamalı

Çok savaşmamalı insan

İnandıkları elinden

Kayarken sonsuzluğa

Sonsuzluğuyla

Savaşmamalı

Çok inanmamalı insan

Güven duymanın ayıp

Hatta suç olduğuna

Gözünü sakınmama telkinlerine

İnanmamalı

Çöp

Dolaptaki eski kutuları açmak gibi

Gereksiz.

Sürpriz dolu.

Bazen acınası,bazende acı verici

Olduğu gibi koymak varken kapıya

Ve kapıcının tüm umarsızlığıyla almasına takılmayarak

Bir yabancıya dönüşmek

Ya da öyle sanmak

Bir gün lazım olurmu düşüncesini

Kafandan atarak.

Kapatmak.

Şimdi

Şimdi düşün bir bakalım.

Şimdi düşün.

Karşında olanları düşün,

Belki de arkanda.

Sana mı yazılmış kaderin sahiden.

Tek oyuncu sen misin?

Sürekli aradığın o yalnızlık,

Yazılmış mı alnına.

Silsen de faydası yok oysa ki.

Tekrar yazsan hatta.

Yok faydası,

Belkide gereği…

Hayat Devam Ediyor mu?

Bu sabah uyandığınızda ne yaptınız ?Bugün hafta sonu ve aile nispeten geç kalkıp daha sonra da ekmek almaya gittiniz.Sonra ailecek güzel bir kahvaltı.Oturup ailecek sıradan aktiviteler belki de.

Ama bazı insanlar artık bunu yapamayacak,ya da şu anda yapamayacak durumda.Neden mi ?

Çünkü sağlıklarını,aslında hayatlarındaki en önemli şeyi,hiçe sayarak “iş” denilen o garip ve zorlayıcı akıma kapılıp gidiyorlar.

Ve asıl acı olan bütün bu akıma kapılırken hiçbirşeyin değişmemesi,bir günün bitip diğerinin başlaması ve hiçbirşeyin değişmemesi.

Peki hayatınız devam ediyor mu?Yarın sabah bu soruyu kendinize bir sorun.

BABA OLMAK

Baba olmanın manasını anlatmaya çalışmak aslında boş bir iştir.Ama hep anlatmak istersin,içindeki sevgi topunu istop misali atmak istersin.Bu da öyle bir an benim için.

Baba olmak “hazır olmaktır”.Her an her türlü olan ve olabilecek duruma karşı anında aksiyon almaktır.Ne demişler baba “evin direğidir.

Hazır olmaya o kadar alışırsın bütün hayatını buna göre kurgularsın.Mesela arabana pek de bakmayan birisindir ama baba olunca her an bir yere gidilebilir mottosu ile o arabaya bakılır.

Daha az hatta nerdeyse hiç alkol almazsın.Hazır olmak için ayık olmak gerekir çünkü.

Evladın ne istiyorsa onu izler,onu giyer o nereye gitmek istiyorsa oraya gidersin.

Baba olmak minik bir insan yavrusuna sonsuzluk boyutunda aşık olmaktır.Bir erkeğin belki de en saf halidir.

Baba olmak hazır olmaktır.

Bir Alevinin hayatı.

Aslında çocukken ve hatta erkenliğe girdiğin dönemde pek bilmezsin “alevilik” ne demek.Özellikle benim gibi ’81 doğumluların o dönemlerinde bu kadar çeşitli medya organı ve mecrası bulunmadığı için mevzuyu aile içinde tartışılsa bile anlamazsın.

Aslında özellikle okulda çeşitli ayrımlara maruz kalırsın ama konuya vakıf olmağın için anlamaz geçersin,çocuksundur çünkü.

Sonra ne zaman ergenlik biter,içinde o durduramadığın karşı olma duygusu gelişir anlarsın farklı olduğunu ve anlarsın aslında yıllarca azınlık muamelesi gördüğünü.

Sorular sormaya başlarsın,anlamaya çalışırsın “nedir bu alevilik? ”

Öğrenince de kendini anlatma sürecin başlar,çünkü alevi olmayan arkadaşlarında anlamıştır konuyu ve sorular sorarlar.

“Alevilik ne demek?” , “siz dinsiz misiniz ?”, “Allah’a inanır mısınız?”,”anaşist olduğunuz,terörist olduğunuz doğru mu?”, ve en trajikomiği “mum söndürür müsünüz?”.

Bundan sonra hayat savunma ile geçer,ne zaman toplumsal bir olay olsa size maledilir.Ne zaman oy gerekir “sizden biri” olunur.

Ama çok az kimse aranıza gelip anlamaya çalışır sizi,hep bişeyler uydurup konuşurlar.

Alışırsın ama susmazsın.Saygı ve sevgi ruhunda vardır.Saldırmaz ama savunursun.

Ve rabbine bağlı kalıp, tüm gücünle savaşmaya devam edersin.

Direnmek ve geleceğimiz hakkında

Ülkemizin şu an içinde bulunduğu durum,daha önce yaşanmamış bir durum olması nedeniyle ilginçtir.

Bir seçim yaşadık ve kazanmış gibi görünende,yenilende dahil olmak üzere herkes sonuçlara itiraz ediyor.

Halk sabahtan akşama kadar oylarına sahip çıkmak için seçim kurullarının önünde bekliyor.

İleri olmayan demokrasilerde insanlar oy kullandıkları günün akşamında normal saatlerinde yatıp uyurken,ülkemizde günlerde uykusuz bir halde savaş devam ediyor.

Kutuplaşma denilen olgunun keskinleştiği ülkemizde,milliyetçisi,sosyal demokratı,komünisti herkesi kendisine karşı birleştirmeyi başaran iktidara bu noktada teşekkür etmemiz gerekse de,ülkeyi gizli bir iç savaşa sokmaya çalışması da aslında kendini kurtarmaya çalışıyor düşüncesini iyiden iyiye güçlendiriyor.

Doğru ya da yanlış bir devlet sırrını bilr korumaktan aciz bir hükümetin bu kutuplaşmayı iş çığrından çıktıktan sonra durdurabilmesi bir hayalden öteye geçemez gibi gözüküyor.

Kişisel menfaatleri için ülkeyi savaşa bile sokmaktan çekinmeyecek gibi gözüken hükümetin varlığını sürdürmesi,90 yıl önce bu ülke için canlarını feda eden atalarımız başta olmak üzere herkese haksızlık.

Bu nedenle evlatlarımız için,kaybolmuş gelecek için değil,aydınlık bir gelecek için,direnmeye devam.

ö

Pesimist olmak ve obsesif kişi

Obsesif kişi kötümserliğin timsalidir diyebilirim.Bu durum aşırı derece de kontrollü davranmasına ve bir santraç oyuncusu gibi bütün hareketlerinin sonuçlarını defalarca hesaplar.

Bu durum hayatın çekilmez olmasına ve kişinin aşırı bir zihin yorgunluğuna maruz kalmasına yol açar.farkındaysanız obsesif kişinin hayatı genelde çekilmezdir

Herşeyde bir hayır vardır mottosu ile yetişen bizler,kötümserlik denilen durumu kabüllenmekte zorlanır ve ne acıdır ki bu kadar kontrol kişinin kendisini olumsuz olaylardan korumaz.Tam tersi gerçek hayat denilen bu devranda kontrol,sizi korkak ve cesaret yoksunu gösterir.

Oysaki herkes bilir ki cesaret anlık bir kontrol kaybıdır.Ve obsesif kişi kontrolü nadiren kaybettiği için cesaret denilen kavram ona çok uzaktır.

Obsesif kişinin hayatı pesimist hayatı optimist hayata taşıyabilmek savaşı ile geçer.Ve bu durum hem fiziksel hem dr zihinsel yorgunluğa yol açar.

Takıntı

Okb sahibi kişiler toplum içerisinde “takıntılı” olarak nitelendirilir.Aslında çok da yanlış olmayan bu tabir durumun vehametini anlatmata eksik kalır.

Okb ile yaşamaya çalışmak,yani sürekli etrafı kollama halinde yaşamak,örneğin;sürekli bir yerlerden mikrop kapacağınızı düşünmek,en vurucu ifade ile özgürlüğünüzün aslında yine kendiniz yüzünden elinizden alınması,özellikle özgürlüğüne düşkün kişiler için çok acı vericidir.

Her zaman kimsenin bizi anlamadığından konuşur dururuz.Ama herhangi kötü bir durum başımıza gelmeden de o konuya ilgi göstermez,anlamayız.

Ruhsal ya da fiziksel tüm rahatsızlar malesef yaşanmadan anlaşılamaz.Bunlardan her hangi birini yaşamadan özgürce hayatınıza devam etmeniz dileğiyle…

Obsesif ve zaman

Obsesif kişi için zaman ne dosttur ne de düşman.Sebebi ise her yaptığı ya da yapacağı hareketin sonuçlarını ve tabiki sürecin kendisinde gerçekleşecek her ayrıntıyı düşünmesi,kafasında kurgulaması ve sonunda onu derin bir hüsrana itecek herhangi bir sonuçla karşılaşmamak istemesidir.

Bir obsesif gereksiz her ayrıntıyı düşünür,kendine dert eder.Başka insanların farkına bile varmayacağı şeyleri bir deve dönüştürür.Zaten ona en çok acı veren de bu durumdur.

Başkaları umursamazken umursamak,sonra da bu durumun anlaşılamaması nedeniyle derin bir yalnızlığın içine sürüklenir.

Bu durum sürekli aptal yerine konmanıza ve yetersiz gorunmenize yol açar. Bu durum katlanilamaz haksizliklara mahruz kalmaniza yol açar.

Başlangıç

İlk yazıma adımın neden obsesırf olduğunu açıklamakla başlamayı uygun gördüm.Gerçi neyi uygun gördüğünden bize ne diyebilirsiniz.İşte en can alıcı noktalardan biri de budur.Bir obsesif için herşeyden önce başkalarının fikirleri be kendisine bakış açıları önemlidir.

Bir obsesif kendi hayal dünyasında,normal şartlarda asla yapamayacağı şeyleri yapar ya da en azından yaptığını sanır.Örneğin;Birine bir tartışma esnasında söyleyemediği şeyleri daha sonra hayallerinde söyler ve sanki söyleyebilmiş gibi rahat eder.Burda “rahat eder” den kastımı tamamen bir huzura ulaşır diye algılamamak önemlidir.

Burda bir obsesif için hayat çok zordur gibi klişelere girmemeye çalışacağım.Daha ziyade aslında neler yaşadığımızı,hissettiğimizi ve nasıl davrandığımızı anlatmak istiyorum.

Bunu bir rahatsızlık olarak düşünürsek,bir obsesif hayatını bir süre sonra bu rahatsızlığa göre dizayn eder.Örneğin;Normal insanların ki normal olmadığını kabul etmek önemlidir,kavga edeceği,tartışacağı olaylardan ekseriyetle kaçar.İçindeki derin korku ile ona ve sahip
olduklarına gelecek zararlar aklından geçmeye başlar.Minnacık bir olayı her yönüyle ölçer biçer ve nerdeyse her seferinde kaçmayı yeğler.Çünkü kaçmak sizi o an için o karmaşadan uzaklaştırır.Bu arada bir onsesif dünya üzerinde bu kadar anlık ama bir o kadarda 10 hamle sonrasını düşünecek kadar ileriye dönük yaşar.

Bir dahaki yazıda bu mevzudan bahsetmek üzere şimdilik eyvallah