Ölenle ölünmüyor doğru.
Ama yaşanmıyorda.
Nereye çöküyor ise hüzün,
Dağılmıyor.
Bir cümle,hatta belki bir kaç kelime,
Fazla geliyor.
Yanlız kalmaktan çekinirken,
Sessizlik sırdaşın oluyor.
Onca kalabalık içinde bile,
Yokluğun farkedilmiyor.
Kendime ve başkalarına yazılar
Ölenle ölünmüyor doğru.
Ama yaşanmıyorda.
Nereye çöküyor ise hüzün,
Dağılmıyor.
Bir cümle,hatta belki bir kaç kelime,
Fazla geliyor.
Yanlız kalmaktan çekinirken,
Sessizlik sırdaşın oluyor.
Onca kalabalık içinde bile,
Yokluğun farkedilmiyor.
Bir önemi var mı,emin değilim.
Suçlayacak bir hüzün,
Saklayacak bir geceye doğru,
Yankı yapan boş bir oda gibi,
Ne sığarsın,ne de kaçar.
Her anını hatırladığın,
Anlamı varlığın çok ötesinde,
Bir rüya gibi kısacık
Kaçak,yorgun, bıkmış.
Duygularım kapanıyor bazen
Sırt üstü yatarken,
Ve kapamışken gözlerini.
Ruhun ayrılıyor bedeninden.
Bir hafiflemenin ardından gelen,
Korkuya mahkum bir ağırlıktan,
Çaresizliktir artık ruhunda kalan.
Ne varsa artık benden öteye,
Kim demiş ise unuttuğum yalanları,
Son bir küslük yeter mi,bilmeden.
Mazinin boş bırakılmış sayfalarında
Neyi yazmaya utandıysam,
İnsafsızca hatırladım.
Ve düşerken içimdeki dehlize,
Unutuldu korkularım
Bir yıldırım düşer,
Ya da kötü bir rüya görürsün,
Sabah kahvaltıda;
Yumurtayı soyamazsın belki.
İçinden geçen en sudan sebep ne bilmem.
Bir bahane sığınağın olur.
Bir nefes çarpsın istersin nefesine.
Belki de üşenirsin kalkıp su içmeye.
Korkmak için nasıl gerekmiyorsa sebep,
Çağırmak sudan sebep.
Bir önemi yok artık.
Bir bakış bile biçare.
Bir adım mesafe,
Bin kadim dünya.
Aklın almaz bilirsen.
Gözün döner görsen.
Bilsen,
Gerçi bilmesen,
Ya da bilmeden.
İstemeden…
Yağmurun yağması bile tuhaf.
Düşerken ruhuna, acıtır sanki düşlerini.
Gözlerin seğirir ağlarken ,
İstemez düşen damlalar,
Eşlik etmeni.
Tuhaf.
Gözleri yakmış gibi zaman,
O derece bir acı,inan.
İki adım ötesini göremezken,
Ve gerçek burnunun dibinde çırpınırken.
Kendime verdiğim sözleri umutsuzca kaybederken,
Acıyan gözlerimde gördüğüm sadece zaman.
Acıyı unutmak ne kadar kolaysa,
Sindirmek asıl zor olan.
Her kelimeyi düşündüm.
Aklımdan çıkmayan uzun cümleleri,
Sararmış kağıtların arasına sakladım.
Sıkıcı bir kitabı bitirmeye inat etmek gibi,
Anlamsız bir savaşa girdim.
Belki de son damlası kanımın
Ya da ilk kalp ağrısında.
Düşündüm her bir kelimeyi,
Kazınmış tüm mısraları.
Belki de biraz susmak lazım.
Geriye doğru bir adım atmak.
Gözlerini devirmeden,sahte kalabalığa,
İki yüzlü bir sessizliğe gömülmek.
Ayağının takılması bazen.
Canının umutsuzca sıkılması.
Dağıtırken içindeki kalabalığı,
Kaçmadığın yağmurda ıslanmak.
İstemez mi insan?
Geceleri parlayan yıldızları görmek,
Bulutsuz gökyüzünde .
Yapraklardan gelen kırılma sesleri eşliğinde,
Ormanlık bir yolda yürümek.
İnsan istemez mi?
Görmek istemek yeşermesini yaprakların.
Ya da solmasını güzün.
İnsan mı istemez?
Tatmak denizin tuzunu.
Ya da içmek kana kana suyunu.
Uzaktan bakmayı öğrenen,
Yakına gelmeyi isteyen.
Düşen , kalkmayan.
İleri bakarken bile,
Boynu bükük.
Sevdayı bir oyundan öte,
Bir hikaye gibi yaşayan.
Satırları karıştıran,
Sayfaların kenarlarını kıvıran.
Kaçmayı denerken bile,
Kalbi kırık.
Kafada kuran,
Kalpte duran.
İçeride bir yerde sıkışan.
Hayal kurarken bile,
Aklı karışık.
Şimdi bir meydanda.
Etrafına bakınıp.
Belki de dilindeki düğümü çözecek.
Ya da bir nefes verecek;
Sakin ama iştahlı.
Karınca kararınca ,
Bir hayalin peşinde titrerken.
Koşarken, nefes nefese
Gözlerinin önünde bulutlara benzeyen
Kara lekeler varken.
Hatırlamaya çalışırken,gerekli olanı.
Ve unutmaya çalışırken,aklından çıkmayanı.
Susmaya bile kalkışmazsın ,inan.
Konuşmayı denemezsin.
İlk gördüğün sokağına meydanın
Girersin.
Dudağı oynasa kahkaha sanki.
Nedir derdi bilmezsin ama var belli.
Hiç mi göremezsin,bakamazsın zemheri,
Sarı bir ufka takılmış, kaçmış belki.
Dünden kalan her kısık sesi,
Düne kalan her umut tanesi.
Ağrıtıyor,çarpıtıyor kalbi,
Ama vazgeçmemişsin,bitmeyecek gibi
Bir haksızlık gördüğünde karşısına çıkan insanlar var hala.
Dışarda gördüğü hayvanlara yiyecek bir şeyler verenler var.
İyilikle beslenen ve karşılık beklemeyen.
Kendisine yapılan kötülüğü bir şekilde sineye çeken.
Bir çocuğun yüzünü güldürmenin her şeye bedel olduğunu unutmayanlar var.
Zorunlu olmadığı halde yayalara yol veren,kurallara uyan.
Kullanmayan ve bolca kullanılan insanlar.
Neden zordur cevap vermek
Bekletmeden,düşünmeden
Aniden
Plansız akan bir nehire
Umarsızca atlamak
Neden zor ?
Nedir beklemek,nedir bekletmek ?
Bir çift gözü,durakta otobüs bekler gibi
Yorgun ve umutsuzca
Bekletmek nedendir ?
Sorulara alışık bünyene
Cevapları bahşetmemek.
Kaldırmamak kafanı;hep
İçine bakmak.
Kırılmış bir vazonun parçalanmış,hatta saçılmış
Belli ki nereye gideceklerini bilmeyen
Camdan,şekilsiz parçaları.
Artık su koyamayacağını bile bile
Elindeki çiçekleri bırakmak içine
Sormaya korktuğun,cevabından daha da korktuğun
Gerekli gereksiz soruları koymalı belki de
Sonrada atmalı geçmişini sakladığın çöpe
Hadi cevap ver bakalım?
Kirlenmiş olan nedir?
Sana kalsa,namus dersin
Ama nedir gerçeğin,
Nedir cevabın?
Sormalı mı sana bilemedim,
Kararmış aklını aydınlıkla yormayalım
Hadi söyle nedir gerçeğin
Kirli olan mı namusun?
Dünyan mı kirli olan.
Uzun zaman olmuştu;
Karanlıkda kalmayalı.
Güneşe alışık gözlerimi
Kapkara bir an’da sınamayalı
Çok olmuştu.
Uzun zaman olmuştu;
Sabrım sınanmamıştı.
Nezakete alışık şahsiyetimi
Umarsız bir tavırla üzmeyeli
Çok olmuştu.
Uzun zaman olmuştu;
Hayallerden korkmayalı.
Özgürlüğe alışık ruhumu
Demir parmaklıklar arkasında görmeyeli
Çok olmuştu.
Uzun zaman olmuştu;
Gözlerim yaşarmamıştı.
Sırlara gömülmüş kalbimi
Gerçeklerin acısına maruz bırakmayalı
Çok olmuştu.
Dönmeye başladı yine.
Hiç ara vermiş miydi,bilmediğim;
Kendince sahte ağrılar yaşatan,
Sakin,ince ve kırılgan başım.
Yine başladı dönmeye.
Hep buna meyilli;
Ne nedir,bilmeden.
Kalın,kırgın ve eğik başım.
Başladı yine dönmeye.
Sebebini bilmeye üşenen,
Fark etmeye mecali olmayan,
Dik,açık ve sürgün başım.
Geçmişte belki bir gün
Issızlık karakterin olmuş
Sarılmaya çalıştıkça yok olan
Yok oldukça varlığı unutulan
Kim bilirdiki böyle olacağını
Kimsenin sesi çıkmadı
Avaz avaz bir çığlık yükselirken bile
İçindeki sessizlik bastırdı onu
Farketsen,anlasan,alışsan nafile
Yok olmuşsun.
Gülüşün bile kırıcı
Sahte bir kırılganlığın ardına saklı
Kalbim büzüşür gördüğümde
Gökyüzüne bakmak gelirse bile içimden
Eğerim başımı,hemzemin geçmişe
Gülüşün bile kırıcı
Belki seversin diye
Hayallere dalan ruhuma inat
Kaldırdım kafamı gökyüzüne
Gülüşün bile kırıcı
Kahpe bir sevda gibi derinden
Ve bir o kadar sığ
Dinlediğin şarkılar,yer etmişse zihnimde
Bisiklete binmek gibi hiç unutamıyorsan
İçinde açılan yaralar sızlıyorsa yeniden
Dönme artık geriye renksiz maziden
Bir şarkıyı ilk defa duymak gibi
Heyecanla yaşa onu,tekrar
Ayakkabıların arkasına basıp,kapıdan çıkmak gibi;
Heyecanlı ama umursamaz.
Sürekli giden ama hiç varamayan,
Kara saplanmış,yağmurda ıslanmış,
Güneşe maruz kalmış.
Gözleri dolu,bakışları boş.
Varmakta halen zorlanan
Hayallerin mahsülleri.
Tut ellerimi gizlice
Karanlık bir yoldan gelen
Işık saçan bir melek gibi
Tut.
Sıcaklığın yayılsın
Gözlerim kararsın sinsice
Hiçbir zaman susmasın
Ruhumdaki ritmin
Bırakma.
Karanlığa çalan
Ama güneşin henüz batmadığı
Kavruk toprağın
Gözü yaşlı bir anne gibi nemlendiği
Yağmurun bulutlardan ödünç aldığı
Sessiz damlaları
Üzerimize dökerken
Aslında pek de memnun olmadığı
Pastel bir güz akşamı.
Çamurdaki ayak izlerime,
Dönüp bakmadım hiç.
Geçmişe dönmenin alışkanlığını
Toprağa gizledim.
Sırılsıklam olmayı bilemedim hiç.
Bulutların şekillerine kandım
Güneşe çok aldandım ama
Yağmura hep ıslandım.
İnce bir yağmurluk ile gezerdim hep,
Küçük bir şemsiyenin bile yeteceği,
Hatta ıslansan yüzünün nemlenmeyeceği;
O sıska yağmurda.
Gözlerimdeki yaştan mıdır,bilinmez.
Hep yağmur yağar sanırdım.
Güneşe çok aldandım ama,
Yağmura hep ıslandım.
Şimdi gökyüzü
Yerle yeksan.
Feveran bir miktar.
Belki gökyüzü
Karanlık.
Sevimsiz bir miktar.
Sonra gökyüzü
Masmavi
Gülümser bir miktar.
Mavi gökyüzünün altında,
Bulutlara daha yakın
Nispeten
İpini hep sıkıca tuttuğum
Bir türlü uçmayan
O çirkin uçurtma.
Rüzgar altında sallanırken
Şişmiş egolar gibi
Boş ve dayanıksız
Yırtılırken içimde
Bir türlü yükselmeyen
O çirkin uçurtma.
Sadece duymak isteyenlerin duyduğu,
Bas tonları gibi.
Kulaklarını tıkamak,
Ve sadece istediğinde açmak,
Herkes duyar davulun sesini,
Uzaktan gelse bile.
Hazır mısın kulak kabartmaya?
Anlaşılan pek değilsin!
Herkesin duyabildikleriyle,
Sessiz bir zindanı sığınak bellemeye.
Köprülerin altı boş olduğundan,
Çabuk donar hemzemini.
Tıpkı fikirler gibi soğuk ve münhal.
Kaçırmaya gelmez gözlerini.
Kulak kabartmak yararsız.
Gözlerindeki yaşı silerken
Elinin tersiyle.
Beyazı gözükür ayasının.
Donar içim köprüler gibi.
Şimdi kendi düzleminde acı bir yokuşu
Ağrıyan belim mi, yoksa beynim mi ?Bilmeden.
Farkında olmanın sessiz çığlığı titretirken
Kulağındaki minik kemikleri
Tırmanmak ya da çıkmak.
Peki tamam yürümek.
Ne yaptığımdan kime ne ?
Yorgunum sadece.
Ağrıyan neresi bedenimin?
İçimde sıkışmış,kafamda takılı,
Bir damla yaş.
Akıtamıyorum içimdeki seli;
Ne yer ne de gökyüzüme.
Yanıyorum buhar oluyor,
Soğuyorum buz.
Çıkmıyor içinden,ruhuma takılmış,
Sordukça çoğalan.
Acılarımı kesselerdi düş akardı damarlarımdan
Biraz sıcak,biraz soğuk
Önüne kattıklarını azarlar gibi
Boş durma,kalk ayağa der gibi
Görselerdi akardı belki
Varmadan farkına anılarının
Silip atarken içinden seni
Karmaşık sanıyorsun,
Ama değil sanırım.
Varlık ve yokluk
Bir anda.
Gözlerini bile kırpmana imkan vermeden.
İleriye bak her daim diyen
Orda olmanı isteyen
Bir çift göz
Nedir seni arkana bakmaktan alıkoyan
Ya da nedir kafanı kaldırmana izin vermeyen
Hadi kaldır kafanı ve bak yukarıya
İleride olamanı isteyen o bir çift göz ile
Belki biraz ıslak ama gururla;bak.
İzin verdiğinde,
Suçladığında,
En acısı anladığında.
Çözmek değil asıl olan,
Çözülmek.
Suya atılmış bir ilaç gibi,
Yok olmak.
Ve sadece başın ağrıdığında
Hatırlanmak.
Kavruldum,
Dönerken kendi etrafımda.
Kaçtım
Ama uzaklaşamadım pek
Sürerken günleri
Diğer günlere.
Kavruldum
Susarken kendi evrenimde.
Düştüm
Ama gülemedim pek
Kapatırken yaralarımı
Diğer yaralarla
Kavruldum
Gelirken kendi kendime.
Sustum
Ama kaybolamadım pek
Korurken sessizliğimi
Başka seslerle
Kavruldum.
Çöktü yine yalnızlık
Ses çıkaramadım hiçbirine
Hayallerimi dolaplara sakladım
Belki gelecek mevsim
Çıkarırım yine
Ben miydim,yoksa başka birimi
Umrumda bile değil inan
Ölümün acısını kaldırmamak gibi
Başımı dik tutmadım
Bırak bi profesyonele gitmeyi,evden çıkacak hali yoktu kadının.Hep gittiği ve çok sevdiği mekanlar uzak gelmeye başlamıştı.Evden dışarı çıkma fikri saçma gelmeye bile başlamıştı.Aslında herşey saçma gelmeye başlamıştı.Bu kısır döngüden kurtulmalıydı,depresyon tamam ama umutsuzluk olamazdı.O noktaya hiç gelmemişti ve neredeyse yalnız olduğu bu dönemde de gelmemeliydi.
Endişe tüm ruhunu bir karabasan gibi sardı.Hayatı boyunca endişelerinin ortasında manevi durumlar oluyordu.
Bir yudum çay için fazla derinlere daldım diye düşünerek kendine geldi kadın.Sokak aynı sukunetini koruyordu.Sanki o düşüncelere dalarken sessiz kalmaya çalışan bir dost gibiydi.Uzun siyah saçları yüzüne düşerken ve o yıllardır yaptığı gibi onları kulaklarının ardına sıkıştırırken bir yudum daha aldı çayından.Belli ki o muhasebe görülecekti,kaçmanın faydası yok diye geçirdi içinden.Neydi eksik olan içindeki ya da fazlalıkları nereye koymalıydı.Geçmiş kurtulması gereken bir yük müydü yoksa ders alınması gereken yaşanmışlaklar ya da yaşanmamışlıklar bütünü mü?Ve tüm bu muhasebenin sonunda yekünde zarar çıkarsa ne yapacaktı?Biter miydi sorular?İnsan kendine sorduğu sorulara doğru cevap alabilir miydi?Yok bir başkası mı sormalıydı bu soruları?
Kahvaltısı hala devam ediyorken pencereden de bakmaya devam ediyordu.Çocuğun feryatlarının ardından sokak rutinine dönmüştü.Evlere eskiden tüp getiren insanların yerini şimdilerde damacanalarla su getirenler devralmıştı.Başka da bir hareketlilik yoktu sokakta.Belli ki bir müddet sürecekti bu sessizlik,işine gidenler gitmiş,evde kalanlar ise aynı kendisi gibi kahvaltı ediyordu.Ne zordu yalnız yudumlamak çayı,bardağa her geri koyduğunda bardağı bir kez daha aklına geliyordu geçmişi.Kısa süreli hayallere dalııyordu ister istemez ve duraksıyordu hayatı o sürede.Hayatı boyunca neler yaşadığının muhasebesini yapıyordu beyni ona sormadan.Doğru yanlışlar,yükselişler ve düşüşler,keşkeler,meğerler,tüm o alınganlıklar ve dışarı bazen aşırıya kaçarak vurduğu duyguları.Kaç kişiyi incitmişti istemeden ya da kaç kişinin hayatını sığ ya da derinden etkilemişti.Düşünmelimiydi bunları yoksa bir şekilde beynine engel mi koymalıydı?Artık etrafında ne yapmasını söyleyecek insan sayısıda azalmıştı ve en güvendikleri artık yoktu.Kime güvenebilirdi ki artık,güven nasıl oluşuyordu onu bile unutmuştu.Ömrü boyunca güvenmeye çalışmakla ilgili bir sıkıntısı olmamıştı.Önce babası sonra kocası yanındaydı,ve hep onlara güvenmişti.
Dışardan gelen ve ona kadar ulaşabilen ağlama sesiyle kendine geldi kadın.Çığlıkla karışık bir çocuğun ağlama sesiydi.Penceresinden sesin nerden geldiğini görmeye çalıştı ama beceremedi.Umarım önemli bir şey değildir diye düşündü.Çocuklar işte azıcık bir şeyde ağlamaya başlıyorlar diye geçirdi içinden.Hiç çocukları olmamıştı,yıllar içinde doktor doktor gezmiş,her yöntemi denemişlerdi.Evlat edinmek istemiş ama bürokratik engellere takılmışladı.Sonra da vazgeçmişlerdi bu sevdadan,annelik duygusunu tadamamıştı.Ama en çok da eşi için üzülüyordu,baba olmayı ne çok istemişti,o yüzden başkalarının çocuklarına çok yakın davranır onlara sürekli hediyeler alırdı.Gözünden bir damla yaş süzüldü.Fazla ağlayan biri değildi ve cenaze gününnden bu yana da ağlamamıştı.Ama bu konu onu hep yormuştu,konusu her açıldığında melankolik bir sis gibi kaplardı evi.Elinin üstüyle sildi yaşını,bırakmamalıydı kendini,günlerdir metanetli durmaya çalışıyordu.Eğer tutamazsa hiç toparlanamayacağını hissediyordu.
Kahvaltısını salonda,sokağa bakan pencerenin yanındaki masaya kurmuştu.Misafir için kullanmadıkları sararmış çaydanlıkta kendine çay demlemişti.Kahvaltı dışında pek tercih etmediği bir içecekti ki eşi de onun gibi kahveye düşkündü.Kahvaltıda ona yetecek kadar demlemiş ve ardından içeceği kahvenin hayalini kurmaya başlamıştı bile.Açık olan iştahı sayesinde uzunca bir süre kahvaltısı devam etti,bu arada sokakta olan biteni izledi.Ağlayan çocuğun kolunu kırdığını ve annesinin onu apar topar hastaneye götürüşünü izlerken üzüldü ve kızdı kendine.”Çocuğun hakkını yemişim” o kadar bağırmakta haklıymış diye düşündü.Sonra yine daldı düşüncelere acaba bizzat kendisi kendisinin ne kadar hakkını yemişti.Sormaktan bile korkuyordu bu soruyu.Alacağı cevaplar zaten zorlaşan hayatını daha da çıkmaz bir hale getirebilirdi.Ama dürüst olmalıydı kendine karşı,bu samimiyetsizlik böyle devam edemezdi.
Banyodaki işi bittiğine göre artık kahvaltı zamanıydı,birazdan yine misafirler doluşmaya başlar diye geçirdi içinden.Son günlerde başına gelenler iştahının açılmasına sebep olmuştu,her zamankinden fazla yiyor ve farklı tatlar denemeye çalışıyordu.Genel insan davranışı bunun tam tersi olurdu ve bu durum onun şirazesine ek de uygun işey değildi.Rutinden sıkılmıştı ve değişikliğin süprizlerle dolu dünyasına girmek istiyordu.Korkularını aşmasının bir yolu olmalı diye düşündü ki zaten hep düşünmüyor muydu?Artık hayatına yeni birşeyler katmak için düşünmeliydi,ama ne kadar da zordu.Düşünme gücümü başka şekilde kullanmalıyım,bisiklet sürerken ellerini bırakmak gibi bırakmalıydı kendini ve önünde ne var diye düşünmemeliydi.
Kahvaltıyı hazırlarken bir yandan da pencereden dışarı kayıyordu gözleri,şehrin rakımı yüksek bir semtinde en üst kattaydı evi.Bunca yıldır penceresini dolduran manzaraya baktı,uzun kavak ağaçları nerdeyse onların evine kadar varmıştı.Yıllar öncesine gitti aklı,o kavaklardan 2 tanesini kocasıyla o dikmişti bahçeye ve yıllarca büyümesini beraber izlemişlerdi.Onca yıl geçmişti ve ağaçlar tüm haşmetiyle manzarasını yeşile bulamıştı.Ağaçların arkasında kalan o gri şehir manzarasını kapatmak istercesine dikiliyorlardı karşısında.Bundan sonra senin sırdaşın bizleriz anlat bize der gibi bakıyorlardı.
Bazı karartılar
Kırgın birbirlerine
Düş kurmaları bile yasak
Çekingen bir saflıkta
Sokulurken yanındakine
Belki de zamansız
Andan yoksun
Sahip değilken hiç birine
Gözyaşları saklı bir cehennem
Kimseye dönmeden yüzünü
Birtakım fikirleri çıkarırken aklından
Hiç sevdalanmamış
Hep arda kalmış
Vazgeçmenin kendisinden
Her bişeyinden hatta
Vazgeçmiş.
Yalnızlık hiç ona göre birşey değildi.25 yıllık evliliğinde eşi onu bir an olsun bile yalnız bırakmamıştı.o da sevmiyordu yalnızlığı,bu yüzden erken yaşta evlenmişlerdi.Okulda tanışmışlar ve o günden bu yana ayrılmamışlardı.Beraber büyümüş ve beraber yaşlanmaya başlamışlardı.Ama kader denilen ince uzun yol eşi için umduklarından daha kısa sürede sonlanmıştı.Her insanın yanılgısı değil midir dedi kadın içinden,o yolun sonsuza kadar gideceğini düşünmek.Ama o öyle değildi,bütün hayatını kaçınılmaz sona hazırlanarak ve süreli onu düşünerek geçirmişti.Hayatında yaşaması muhtemel bir çok anı yaşayamamıştı bu yüzden belki de.Ama artık yalnızdı ve bu kadar çok düşünmemesi gerektiğini hissediyordu.Peki bu konuda harekete geçmek için ne yapmalıydı,nasıl motive etmeliydi kendi kendini.Nerdeyse tüm hayatı boyunca kendi kendini motive etmeye ihtiyaç duymamıştı.Küçük bi kızken babası bu işi onun yerine yapardı.Her kız çocuğu gibi ilk aşkı babasıydı.Onu ilk gördüğü anı anlatı dururdu sürekli,asıl doğum günüm seni ilk kucağıma aldığım gündü derdi.Zor bi doğum olmuştu,annesi nerdeyse ona hayat vermek için kendi canından olacaktı ama neyseki doktorlar anneyi ve bebeğini hayatta tutmayı başarmışladı.Daha başladığından beri zordu herşey,ya da ona öyle geliyordu.Her insana öyle geliyordur diye geçirdi içinden.Babasını düşündü sonra,o uzun boylu incecik adamı,dünyada kendini en güvende hissetiği anlar onun kollarında olduğum anlardı diye geçirdi aklından.Şimdi güvendiği hayatını adadığı iki erkekte onu yalnız bırakmıştı.Onların suçu değildi tabiki ama terkedilmiş hissediyordu kendini.Hiçbir zaman geri dönmeyecek sevgilisini düşündü sonra,daha bir hafta olmuştu ondan ayrılalı ve çok hızlı geçmişti zaman.
Aksayarak ve ayaklarını sürüyerek çıktı odadan kadın ve hep yaptığı gibi ilk iş banyoya yöneldi.Oysa ki hayatındaki küçük rutinleri değiştirmeye karar vereli çok olmuştu.Yataktan kalktıktan sonra ilk iş banyoya gitmeyecek,kahvaltıda farklı peynirler deneyecek,işine farklı bir yoldan yürüyecekti.Bunun gibi onlarca karar almıştı ve elinden geldiğince uygulamaya çalışıyordu.Ama hayatı boyunca da böyle kararları hep almamış mıydı?Peki ne kadarını uyguladı?Hala yüzme bilmiyordu mesela ve hep ertelediği o uzun dünya turu.Çok klişe geliyordu bunlar belki de ona,gerçekleştirdiği zaman ona ne katacağını düşünmekten kendini alamıyordu.Zaten sürekli düşünüyordu,nedeyse attığı her adımı her aldığı nefesi düşünür olmuştu.Alışmıştı buna,sürekli tetikte yaşamaya,boşverememeye.Böyle yaşayan milyonlarca insan vardı biliyordu,ve hiçbirinin hayattan almaları gereken zevki almadıklarınında farkındaydı.Olmuyordu;sürekli hayallere dalan beyni orda bile fütursuzca davranamıyordu.
En sevdiğim mevsimdi bahar,
Ne çok sıcak,ne çok soğuk.
Kendi içinde uyumlu.
O uyumun içinde biz canlılar,
Gözlerimizi kısarak bakardık güneşe.
En sevdiğim mevsimdi bahar,
Kara bir yokluğa tutsak şimdi.
Çıplak ayak basmak isteğim çimleri
Pencere arkasından görme işkencesi
Güneş ışığı aralık pencereden salona sızıyordu.Işık hüzmesinde onlarca toz zerreciğinin havada uçuştuğunu farketti kadın.Yeni temizlemişti evi halbuki.”Ne çabuk kirleniyor herşey ve biz yetişemiyoruz” diye klişe bir aforizma geçirdi içinden.Basit ve içinde bulunduğu duruma bakılırsa anlamsız düşünceler geçiyordu zihninden.”Camı açsam daha çok toz girer mi?,ya da evi bir daha mı silip süpürsem acaba” gibi şeyler zihnini kurcalıyordu.Oysa ki kocasını kaybedeli henüz bir hafta bile olmamıştı.Son bir haftadır evi başsağlığı dilemeye gelen akraba,eş-dost ve tanıdıkla dolup taşmıştı.Ama bugün,bu odadan biraz hallice salonda tek başına evinin temiz olup oladığını düşünüyordu.”Demek ki böyle oluyormuş,insan büyük bir acının akabinde aşırı sıradan düşüncelere dalıp kendini normalleştirebiliyormuş” diye düşündü.Normale dönebilecek miydi peki?
Sıkıcı bir pazar sabahıydı,bundan önce ki yüzlerce pazar gününe ve diğer günlere nazaran yataktan biraz geç çıkılmış,yatak keyfi normalden daha fazla yaşanmıştı.İçeri giren güneş yeni açılmış gözleri olduğundan fazla acıtmak istercesine daha parlaktı sanki.Sakince yatakta doğruldu kadın,uzun uzun gerindi.Açık camdan gelen temiz havayı içine çekti.Dışarıdaki uzun ve yaşlı kavak ağaçlarına daldı gözleri kısa bir an.Sonra geçenlerde apartmanın merdivenlerinden inerken burktuğu ayağının sızısını hissetti ve derinden bir ah çekti.O günden bu yana hafif bir aksama vardı ama ayağında ama çokta can sıkıcı bir durum gibigelmemişti ama gereğinden fazla uzun sürmüş gibi geliyordu artık.Gerçi hayatındaki bir çok şeyin gereğinden fazla süredir devam ettiği düşünülürse,basit bir burkulmanın sürmesi de normal gelmeliydi.
Kalabalığa karışmaktır umut.
İnsanları izlemek metroda rahatsız etmeden.
Bir mesajı beklemek değil belki ama,
Bir yüzü özlemektir,kim bilir.
Dokunmamayı söyleyen düzene inat;
Sıcaklığa kaptırmaktır tenini.
Kararsız kalmaktır umut.
Nereye gideceğini bilmeden.
Bir daveti beklemek değil ama,
Amaçsızlığı özlemektir,kim bilir.
Nefes almamanı söyleyenlere inat,
Yollara atmaktır vücudunu.
Hayallere kapılmaktır umut.
Neyi düşleyeceğini bilmeden.
Bir ilhamı beklemek değil ama,
Düşünmeyi özlemektir,kim bilir.
Konuşmamanı söyleyenlere inat.
Dik tutmaktır ruhunu.
Umut hep vardır.
Düşün;bir şeye inanıyorsun,birşeyleri ona göre şekillendirip,yönlendiriyorsun.Sonrasında ise inandığının içine düşüp boğuluyorsun.İnanmak zulüm evet,ama kandırılmak,ölüm.
Kendimi düşünürken buluyorum sıkça,
Boş gözlerime saklı gözyaşları doluyor.
Silmek bile gelmiyor içimden;
Düşüncelerimi seçmek gelmiyor.
Vazgeçiyorum dünden,istikbalime ağlıyorum.
Benden kopanları saklamadım hiç,
Arkama baktığımda göremediğim parçaları;
Yenilerini eğreti durdu kalbimde.
Adımlarımı yavaşlatsam bile nafile,
Eksik kalanlarla duramadım.
Ağlıyorum ansızın,gözlerim boşalıyor.
Bir pencere yavanlığındaki manzarada,
Seyrediyorum alemi amacı dışında.
Görmüyorum ama geçmişteki batışını
güneşin ve battığı yerde kalışını.
Hadi bahsedelim biraz,
Paramparça ettiklerimiden mesela.
Tutmadıklarımız ellerinden.
Kayıp giderken karanlığa,
Arkamızı döndüklerimizden bahsedelim.
Korkusuz olmaktan bahsedelim.
Aslında ne kadar korkak olduğumuzdan.
Ayaklar altına alınan her bir hayalimizde
Sustuklarımızdan…
Sen kendine bazen,
Nadiren de başka birine.
Geçmiş günlere bazen,
Kayıtsız seçimlerine kimi zaman.
Genelde de hiçbir şeye,
Ve durmaksızın olmadıklarına.
Çok düşünmemeli insan
Gözlerinden akan yaşın,
Kuru cildinden süzülüp
Zeminin sığ haline düşmesini
Düşünmemeli
Çok üzülmemeli insan
Ayağının takılıpta yolunda
Dizlerinin kanamasına
Üzülmemeli
Çok darılmamalı insan
Sen bir yöne bakarken
Diğerlerinin başka yönde olmasına
Darılmamalı
Çok savaşmamalı insan
İnandıkları elinden
Kayarken sonsuzluğa
Sonsuzluğuyla
Savaşmamalı
Çok inanmamalı insan
Güven duymanın ayıp
Hatta suç olduğuna
Gözünü sakınmama telkinlerine
İnanmamalı
Sen kendine bazen,
Nadiren de başka birine.
Geçmiş günlere bazen,
Kayıtsız seçimlerine kimi zaman.
Genelde de hiçbir şeye,
Ve durmaksızın olmadıklarına.
Şimdi şöyle bir bak,
Dönmeye çalış etrafında.
Mavi mi yoksa siyah mı ?
Yoksa renk yok mu hayatında !
Dön bir bak arkaya,
Sonra belki şu ana.
Vazgeçme istikbalden asla
Düşün,düşün ama kalma yolda.
Kurgusal gelişen bazı olayların karşısında
,kendiliğinden gelişmesi beklenen ancak yarıda kalan hayallerin ve sürpriz olarak ifade edilen o küçük illüzyon tarafından mutlu edilmeyi bekleyen bizlerin
hazin sonuna hoşgeldiniz…
Şimdi artık faydası yok bişey söylemenin.
Susmak zaten manasız.
Gözlerini dikip gökyüzüne,bulutlara dalmak belki de.
Kaderinle konuşmaya çalışmak saçma,
Oluruna bırakmak anlamsız.
Bir kuyu kazıp toprağa,içine dalmak belki de.
Bir şiir okursun,
Sonra dizelerinde kaybolursun.
Sonra düşünür durusun,
Nasıl geçmedi aklımdan,
Onca durumdan,
Onca sorundan,
Onca mutluluktan sonra
Benim kalemime düşmekten
Nedir alıkoyan ?
Müsait bir anda,bir ara
Bir şeyler anlatacağım sana
Kapılar açacağım bazı sırlara.
Eksiğiyle,fazlasıyla.
Belki gün doğumuyla,
Belki de ay ışığında.
Ama inanki fazlasıyla
Varlığıyla,
Yokluğuyla.
Dolaptaki eski kutuları açmak gibi
Gereksiz.
Sürpriz dolu.
Bazen acınası,bazende acı verici
Olduğu gibi koymak varken kapıya
Ve kapıcının tüm umarsızlığıyla almasına takılmayarak
Bir yabancıya dönüşmek
Ya da öyle sanmak
Bir gün lazım olurmu düşüncesini
Kafandan atarak.
Kapatmak.
Şimdi düşün bir bakalım.
Şimdi düşün.
Karşında olanları düşün,
Belki de arkanda.
Sana mı yazılmış kaderin sahiden.
Tek oyuncu sen misin?
Sürekli aradığın o yalnızlık,
Yazılmış mı alnına.
Silsen de faydası yok oysa ki.
Tekrar yazsan hatta.
Yok faydası,
Belkide gereği…
Bu sabah uyandığınızda ne yaptınız ?Bugün hafta sonu ve aile nispeten geç kalkıp daha sonra da ekmek almaya gittiniz.Sonra ailecek güzel bir kahvaltı.Oturup ailecek sıradan aktiviteler belki de.
Ama bazı insanlar artık bunu yapamayacak,ya da şu anda yapamayacak durumda.Neden mi ?
Çünkü sağlıklarını,aslında hayatlarındaki en önemli şeyi,hiçe sayarak “iş” denilen o garip ve zorlayıcı akıma kapılıp gidiyorlar.
Ve asıl acı olan bütün bu akıma kapılırken hiçbirşeyin değişmemesi,bir günün bitip diğerinin başlaması ve hiçbirşeyin değişmemesi.
Peki hayatınız devam ediyor mu?Yarın sabah bu soruyu kendinize bir sorun.
Baba olmanın manasını anlatmaya çalışmak aslında boş bir iştir.Ama hep anlatmak istersin,içindeki sevgi topunu istop misali atmak istersin.Bu da öyle bir an benim için.
Baba olmak “hazır olmaktır”.Her an her türlü olan ve olabilecek duruma karşı anında aksiyon almaktır.Ne demişler baba “evin direğidir.
Hazır olmaya o kadar alışırsın bütün hayatını buna göre kurgularsın.Mesela arabana pek de bakmayan birisindir ama baba olunca her an bir yere gidilebilir mottosu ile o arabaya bakılır.
Daha az hatta nerdeyse hiç alkol almazsın.Hazır olmak için ayık olmak gerekir çünkü.
Evladın ne istiyorsa onu izler,onu giyer o nereye gitmek istiyorsa oraya gidersin.
Baba olmak minik bir insan yavrusuna sonsuzluk boyutunda aşık olmaktır.Bir erkeğin belki de en saf halidir.
Baba olmak hazır olmaktır.
Aslında çocukken ve hatta erkenliğe girdiğin dönemde pek bilmezsin “alevilik” ne demek.Özellikle benim gibi ’81 doğumluların o dönemlerinde bu kadar çeşitli medya organı ve mecrası bulunmadığı için mevzuyu aile içinde tartışılsa bile anlamazsın.
Aslında özellikle okulda çeşitli ayrımlara maruz kalırsın ama konuya vakıf olmağın için anlamaz geçersin,çocuksundur çünkü.
Sonra ne zaman ergenlik biter,içinde o durduramadığın karşı olma duygusu gelişir anlarsın farklı olduğunu ve anlarsın aslında yıllarca azınlık muamelesi gördüğünü.
Sorular sormaya başlarsın,anlamaya çalışırsın “nedir bu alevilik? ”
Öğrenince de kendini anlatma sürecin başlar,çünkü alevi olmayan arkadaşlarında anlamıştır konuyu ve sorular sorarlar.
“Alevilik ne demek?” , “siz dinsiz misiniz ?”, “Allah’a inanır mısınız?”,”anaşist olduğunuz,terörist olduğunuz doğru mu?”, ve en trajikomiği “mum söndürür müsünüz?”.
Bundan sonra hayat savunma ile geçer,ne zaman toplumsal bir olay olsa size maledilir.Ne zaman oy gerekir “sizden biri” olunur.
Ama çok az kimse aranıza gelip anlamaya çalışır sizi,hep bişeyler uydurup konuşurlar.
Alışırsın ama susmazsın.Saygı ve sevgi ruhunda vardır.Saldırmaz ama savunursun.
Ve rabbine bağlı kalıp, tüm gücünle savaşmaya devam edersin.
Ülkemizin şu an içinde bulunduğu durum,daha önce yaşanmamış bir durum olması nedeniyle ilginçtir.
Bir seçim yaşadık ve kazanmış gibi görünende,yenilende dahil olmak üzere herkes sonuçlara itiraz ediyor.
Halk sabahtan akşama kadar oylarına sahip çıkmak için seçim kurullarının önünde bekliyor.
İleri olmayan demokrasilerde insanlar oy kullandıkları günün akşamında normal saatlerinde yatıp uyurken,ülkemizde günlerde uykusuz bir halde savaş devam ediyor.
Kutuplaşma denilen olgunun keskinleştiği ülkemizde,milliyetçisi,sosyal demokratı,komünisti herkesi kendisine karşı birleştirmeyi başaran iktidara bu noktada teşekkür etmemiz gerekse de,ülkeyi gizli bir iç savaşa sokmaya çalışması da aslında kendini kurtarmaya çalışıyor düşüncesini iyiden iyiye güçlendiriyor.
Doğru ya da yanlış bir devlet sırrını bilr korumaktan aciz bir hükümetin bu kutuplaşmayı iş çığrından çıktıktan sonra durdurabilmesi bir hayalden öteye geçemez gibi gözüküyor.
Kişisel menfaatleri için ülkeyi savaşa bile sokmaktan çekinmeyecek gibi gözüken hükümetin varlığını sürdürmesi,90 yıl önce bu ülke için canlarını feda eden atalarımız başta olmak üzere herkese haksızlık.
Bu nedenle evlatlarımız için,kaybolmuş gelecek için değil,aydınlık bir gelecek için,direnmeye devam.
ö
Obsesif kişi kötümserliğin timsalidir diyebilirim.Bu durum aşırı derece de kontrollü davranmasına ve bir santraç oyuncusu gibi bütün hareketlerinin sonuçlarını defalarca hesaplar.
Bu durum hayatın çekilmez olmasına ve kişinin aşırı bir zihin yorgunluğuna maruz kalmasına yol açar.farkındaysanız obsesif kişinin hayatı genelde çekilmezdir
Herşeyde bir hayır vardır mottosu ile yetişen bizler,kötümserlik denilen durumu kabüllenmekte zorlanır ve ne acıdır ki bu kadar kontrol kişinin kendisini olumsuz olaylardan korumaz.Tam tersi gerçek hayat denilen bu devranda kontrol,sizi korkak ve cesaret yoksunu gösterir.
Oysaki herkes bilir ki cesaret anlık bir kontrol kaybıdır.Ve obsesif kişi kontrolü nadiren kaybettiği için cesaret denilen kavram ona çok uzaktır.
Obsesif kişinin hayatı pesimist hayatı optimist hayata taşıyabilmek savaşı ile geçer.Ve bu durum hem fiziksel hem dr zihinsel yorgunluğa yol açar.
Okb sahibi kişiler toplum içerisinde “takıntılı” olarak nitelendirilir.Aslında çok da yanlış olmayan bu tabir durumun vehametini anlatmata eksik kalır.
Okb ile yaşamaya çalışmak,yani sürekli etrafı kollama halinde yaşamak,örneğin;sürekli bir yerlerden mikrop kapacağınızı düşünmek,en vurucu ifade ile özgürlüğünüzün aslında yine kendiniz yüzünden elinizden alınması,özellikle özgürlüğüne düşkün kişiler için çok acı vericidir.
Her zaman kimsenin bizi anlamadığından konuşur dururuz.Ama herhangi kötü bir durum başımıza gelmeden de o konuya ilgi göstermez,anlamayız.
Ruhsal ya da fiziksel tüm rahatsızlar malesef yaşanmadan anlaşılamaz.Bunlardan her hangi birini yaşamadan özgürce hayatınıza devam etmeniz dileğiyle…
Obsesif kişi için zaman ne dosttur ne de düşman.Sebebi ise her yaptığı ya da yapacağı hareketin sonuçlarını ve tabiki sürecin kendisinde gerçekleşecek her ayrıntıyı düşünmesi,kafasında kurgulaması ve sonunda onu derin bir hüsrana itecek herhangi bir sonuçla karşılaşmamak istemesidir.
Bir obsesif gereksiz her ayrıntıyı düşünür,kendine dert eder.Başka insanların farkına bile varmayacağı şeyleri bir deve dönüştürür.Zaten ona en çok acı veren de bu durumdur.
Başkaları umursamazken umursamak,sonra da bu durumun anlaşılamaması nedeniyle derin bir yalnızlığın içine sürüklenir.
Bu durum sürekli aptal yerine konmanıza ve yetersiz gorunmenize yol açar. Bu durum katlanilamaz haksizliklara mahruz kalmaniza yol açar.
İlk yazıma adımın neden obsesırf olduğunu açıklamakla başlamayı uygun gördüm.Gerçi neyi uygun gördüğünden bize ne diyebilirsiniz.İşte en can alıcı noktalardan biri de budur.Bir obsesif için herşeyden önce başkalarının fikirleri be kendisine bakış açıları önemlidir.
Bir obsesif kendi hayal dünyasında,normal şartlarda asla yapamayacağı şeyleri yapar ya da en azından yaptığını sanır.Örneğin;Birine bir tartışma esnasında söyleyemediği şeyleri daha sonra hayallerinde söyler ve sanki söyleyebilmiş gibi rahat eder.Burda “rahat eder” den kastımı tamamen bir huzura ulaşır diye algılamamak önemlidir.
Burda bir obsesif için hayat çok zordur gibi klişelere girmemeye çalışacağım.Daha ziyade aslında neler yaşadığımızı,hissettiğimizi ve nasıl davrandığımızı anlatmak istiyorum.
Bunu bir rahatsızlık olarak düşünürsek,bir obsesif hayatını bir süre sonra bu rahatsızlığa göre dizayn eder.Örneğin;Normal insanların ki normal olmadığını kabul etmek önemlidir,kavga edeceği,tartışacağı olaylardan ekseriyetle kaçar.İçindeki derin korku ile ona ve sahip
olduklarına gelecek zararlar aklından geçmeye başlar.Minnacık bir olayı her yönüyle ölçer biçer ve nerdeyse her seferinde kaçmayı yeğler.Çünkü kaçmak sizi o an için o karmaşadan uzaklaştırır.Bu arada bir onsesif dünya üzerinde bu kadar anlık ama bir o kadarda 10 hamle sonrasını düşünecek kadar ileriye dönük yaşar.
Bir dahaki yazıda bu mevzudan bahsetmek üzere şimdilik eyvallah